ANKARA KALESİ, NO: 105
YENİ MUHAFAZAKARLIKTAN MUHAFAZAKAR DEMOKRASİYE
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Yirmi birinci yüzyılın derinliklerine doğru dünya son derece hızlı bir biçimde yol alırken , çok büyük yenilikler ile karşılaşan insanlık köklü dönüşümlere doğru sürüklenen insanlık yeni bir devrimler çağı yaşayacağına , tamamen aksi bir doğrultuda yeni bir tutuculuk arayışına girmiştir . Çağ değiştiren bir dönüşümü kontrol eden güç merkezleri ,insanlığı toplu bir yapı değişikliğine doğru yönlendirirlerken böylesine ciddi bir dönüşümü halk kitlelerinden gizleme doğrultusunda bir muhafazakarlık söylemi içerisine girmişlerdir . Sözlük anlamıyla , tutuculuk olarak tanımlanan muhafazakarlığın , böylesine büyük bir dönüşümün tam ortasında öne çıkarılmak istenmesi ve , değişime direnebilecek tutucu halk kitlelerini kendi yanına çekerek tepkileri önleyici yaklaşımlar geliştirmek isteyen güç merkezlerinin yeni bir stratejisi olarak baş tacı edilmesinin arkasında yatan gerçek nedenleri irdelemek ,yapılmak istenenleri anlamak açısından önemli ölçülerde yarar sağlayacaktır .
Muhafazakarlık düşüncesi , tarih içerisinde değişime ve devrimci atılımlara karşı çıkan tutucu hatta gerici çevreler tarafından gündeme getirilen ve geleceğe dönük bir direnişin bayrağı yapılmak istenen akımlar olarak dönüşüm aşamalarında öne çıkmıştır . Muhafazakarlık ,bu açıdan geçmişten gelen değerlerin ,geleneklerin ve birikimin korunması anlamında öne çıkmış tarihin her döneminde de siyaset sahnesinde temsil edilme şansına sahip olmuştur . Avrupa merkezli batı tarihinde ,Rönesans ve reform ile beraber gündeme gelen yeniden yapılanma aşamasında ,eskiyi savunanlar ve geçmişten gelen değerleri geleneksel bir çizgide korumak isteyenler tutucu bir çizgiye yönelmişler , ve yenilikçi atılımlara karşı eski düzenlerini sürdürmek isteyenler tutuculuğu zaman içerisinde muhafazakar bir siyasal çizgiye dönüştürerek ,ne olacağı önceden belli olmayan ya da nereye gideceği belirsiz olan yenilikçi girişimlerin önüne muhafazakarlığın geçmişten gelen belirli ve sürekli tutumu ile karşı çıkmışlardır .Aydınlanma devrimine giden yolda önce sanayi devriminin gerçekleşmesi ve daha sonra bu devrimci yapılanmayı bilimsel devrimin izlemesi üzerine , Avrupa kıtası dünyanın merkezi olarak on beşinci yüzyıldan sonra ciddi bir sıçrayışın merkezi olmuş ve daha sonraki yüzyıllarda da bu değişim süreci bütün hızıyla devam etmiştir . Devrimlerin birbirini izlemesi üzerine insanlık ortaçağ karanlığından kurtulabilmiş ve zaman içerisinde dinin egemen olduğu toplum yapısından uzaklaşılarak bilimin egemenliğinde modern dünya yaratılabilmiştir .
Avrupa kıtasının bütünüyle hırıstıyanlığın egemenliğine geçmesi üzerine Vatikan merkez olmuş ve buradan yükselen irade ile dine dayalı bir muhafazakar düzen oluşturulmuştur . Dinin tutucu bir düzen getirmesi üzerine Avrupa tam binyıllık zaman dilimi içerisinde karanlık çağı yaşamış , daha sonraki aşamada kiliseye yönelik protestoların artması üzerine başlayan Protestanlık akımı ,geleceğe dönük ve dışa açık yeni bir düzenin gündeme gelmesine yol açmıştır . Vatikan’ın katı tutuculuğuna karşı tepki olarak gelişen Protestanlık Avrupa kıtasında yenilenmenin başlangıcı olmuş ve din baskısının kalkması üzerine hem Rönesans hem de Reform dönemleri birbiri ardı sıra yaşanmıştır . Böylece ,başlayan yenilenme döneminde klise eskisi gibi din ağırlıklı bir düzeni koruyabilmek üzere tutuculaşmış ve tarih sahnesinde ilk muhafazakarlık akımı bu sayede öne çıkmıştır . Bu nedenle , muhafazakarlık denilince akla önce klise ve din merkezlerine bağlı tutuculuk gelmektedir . Daha sonraki aşamada gerçekleşen bilimsel devrim üzerine insanlığın yaşam biçimi değişmiş , onbeşinci yüzyıl sonrasında da insanlığın denizler üzerinden dünya kıtalarına açılımı ile birlikte bugünkü dünyanın oluşum süreci başlamıştır . On beşinci yüzyıl sonrasında yaşanan dönemler tarih bilimi tarafından yeni ve yakın çağlar olarak adlandırılmış ve beş yüz yılı aşan bir zaman dilimi içerisinde günümüzün modern dünyası tarih sahnesine çıkmıştır . Yirminci yüzyılın sonuna gelindiğinde çağdaş dünya en üst düzeydeki gelişme aşamasına gelmiş ve yirmi birinci yüzyıla doğru geçerken de sosyalist sistemin tasfiyesi ile beraber çok büyük bir dönüşümü yaşamıştır .Milattan sonra yaşanan kibin yıl tamamlanırken , üçüncü bin yıla doğru bir milenyum değişimine doğru dünya zorlanmış ve tam bu aşamada eskinin alışılmış tutumları bir yana bırakılarak tamamen aksi yönlerde yeni yaklaşımların siyaset sahnesinde öne çıkartılmağa çalışıldığı görülmüştür .İnsanlık tarihinde gündeme gelen her köklü değişim beraberinde tepkileri de öne çıkarmış ve böylece devrimciliğe karşı muhafazakarlık zamanlı bir siyasal akıma dönüşmüştür .
Günümüzde muhafazakarlık denilince akla , dünyanın en eski devletlerinden birisi olan Britanya İmparatorluğunun en köklü ve büyük partisi olan Muhafazakar Parti gelmektedir . Aydınlanma devrimi sonrasında Avrupa kıtasında yaşanan devrimci oluşumların patlama noktası olarak Fransız İhtilali gerçekleşince ,İngiltere’ye bu ihtilalin yansımalarını sokmamak üzere tutucu bir akım gelişmeğe başlamış ve böylece tarih sahnesine ilk Muhafazakarlık akımı olarak İngiliz Muhafazakar partisinin oluşumuna giden yolu açan Britanya tutuculuğu olmuştur . Fransa’da gerçekleşen büyük değişimin devrimci düşüncelerinin İngiltere’ye yansımasını önlemek üzre oluşturulan bu akım daha sonraları dünya muhafazarlığının da öncüsü olmuş ve İngiliz Muhafazakar partisine benzemek isteyen bir çok tutucu akım ya da Muhafazakar Parti çeşitli ülkelerde öne çıkarak siyasal gelişmelerde etkin olmak istemişlerdir . Orta sınıfların geleneksel yaşamlarının içinden çıkan muhafazkar akımlar , geçmişten gelen din ile beraber örf ve adetlere de önem vermişler ve bu doğrultuda yeniliğe ve yenilikçiliğe her zaman için karşı çıkmışlardır . Geçmişin bilinen politikalarını devam ettirmek , ortaya çıkan sorunları bu belli tutumlara dayalı olarak çözmek ,muhafazakarlığın her zaman için ana ilkesi olmuştur . Yeni atılımlara önce karşı çıkan muhafazakar hareketler zaman içerisinde bunlara alışırsa benimsemiş ,ama tepkiler yaygın bir biçimde devam ederse o zaman da karşıt tepkileri bir direniş siyasetine dönüştürerek eskiye dönüşün öncülüğünü yapmışlardır . Bir toplumumun geçmişten gelen sürekli yapısı ve zaman içerisinde gelenekselleşmiş yaşam biçimleri her zaman için muhafazakar akımların dayanak noktası olmuş ,bu yüzden de İngiltere gibi eski ve köklü toplum yapısına sahip olan ülkelerde güçlü muhafazakarlık birikimleri nedeniyle devrimci atılımlar ya da yenilikçi girişimler fazla sonuç vermemiştir . Bugün Büyük Britanya İmparatorluğu beş yüz yıl dünyayı yönetmekten gelen geleneklerini hala sürdürerek , insanlığa geçmişin muhafazakar birikimini gene sunmağa devam etmektedir . İngiltere , geçmişten gelen birikimi ve uzun tarihi nedeniyle günümüzde dünya muhafazarlığının kalesi olarak görülmeğe devam etmektedir . İngiliz Muhafazakar Partisi de , dünya muhafazakarlık akımının hem öncüsü hem de yönlendiricisi konumunu günümüzde de sürdürerek geçmişten gelen bir devamlılığı sağlamaktadır.
İngiltere günümüzde Büyük Britanya İmparatorluğundan gelen büyük muhafazakarlık birikiminin kalesi olmayı sürdürürken , yirmi birinci yüzyılda dünyaya yeni bir düzen vermek isteyen Amerika Birleşik Devletlerinin en etkili siyasi lobileri Yeni Muhafazakarlık akımı çatısı altında bir araya gelerek , dünyanın süper gücü konumunda olan Amerikan devletini kendi çıkar ve düşünceleri doğrultusunda yönlendirmeğe kalkışmışlardır . Dünyayı yirminci yüzyıla getiren Britanya İmparatorluğundan sonra Amerika Birinci Dünya savaşı sonrasında devreye girerken yeni bir dünya düzeni peşinde koşmuş , İngiltere sonrası dönemde bir ABD hegemonyası oluşturulabilmesi için çaba harcamıştır . İkinci Dünya savaşı ve sonrasında gelişen olaylar , ABD’nin soğuk savaş koşullarından yararlanarak , komünizm korkusunu kullanmasını ve böylece dünya ülkelerine kolaylıkla yayılmasını sağlamıştır . Avrupa kıtasına yerleştikten sonra diğer dünya kıtlarına yayılarak küresel bir imparatorluk oluşturma çabası içine giren ABD , bu doğrultuda küreselleşme akımını bütün dünyaya zorla empoze etmeğe başlamıştır . Geçmişin patronu olan İngiltere eskiden gelen konumunu koruyabilmek üzere muhafazakar bir tutum içerisine girerken , Amerika Birleşik Devletleri yeni bir dünya düzenini kendisinin merkezinde yer aldığı bir doğrultuda oluşturabilmek üzere harekete geçmiş ve son derece saldırgan bir yaklaşım ile dünya ülkelerini bu doğrultuda zorlamağa başlamıştır . Dünya İngiltere merkezli bir yapıdan ABD merkezli yeni bir düzene doğru zorlanırken , Amerikan siyasetinde yeni muhafazarlık adı altında yepyeni bir akımın gelişmeğe başladığı görülmüştür . Bu akım önceleri aydınlar arasında başlamış ama kısa bir süre sonra siyaset sahnesinde öne geçerek ABD’nin en büyük partisi olan Cumhuriyetçi parti içerisinde iktidarı ele geçirmiştir . Cumhuriyetçi partinin “Neo-Conservatifler” ya da kısaltılmış adı ile “Neo-Con’lar “ denilen bu yeni muhafazakarların eline geçmesi he ABD tarihi hem de cumhuriyetçi parti iktidarı üzerinde dünyada yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur .
Cumhuriyetçi Parti ABD’de Neo-Con’ların egemenliğinde iktidara gelince , yeni muhafazakarların çılgın dünya projeleri doğrultusunda Amerikan devleti bütün dünya ülkelerine saldırmağa başlamış ve kendisine karşı çıkan ülkeleri haydut devletler olarak ilan ederek hepsine dışarıdan müdahale etmeğe başlamıştır . Amerikan devleti kendisine bağlı gizli servisler aracılığı ile dünya ülkelerini istediği biçimde karıştırırken ,çeşitli senaryoları psikolojik savaş senaryoları ile dünya kamuoyunun önüne getirmiş ve bu durumlardan yararlanarak Neo-Con’ların çılgın senaryolarının peşinde koşmuştur .Cumhuriyetçi partiyi yeni muhafazakarlık adına ele geçiren bu çılgın ekip ,geleneksel anlamda muhafazakar düşünce ya da politikaların hiç birisini gündeme getirmemiş ama kendi çılgın düşünceleri doğrultusunda bütün dünyayı yepyeni bir oluşuma doğru sürüklerlerken , halk kitlelerinden gelebilecek tepkilere karşı kendisini muhafazakar olarak göstermeyi tercih etmiştir . Tamamen aldatıcı bir doğrultuda muhafazakar düşüncenin ya da politikaların dünya düzenini yıkarak çılgın projeleri gerçekleştirmek isteyen bir grup maceraperestin elinde oyuncak düzeyine düşmesi , muhafazakar düşünce ve akımlar açısından tam anlamıyla ters bir durum yaratmıştır . Geçmişten gelen değerleri ve yapıları korumak üzere öne çıkan muhafazakarlık akımının , dünya düzenini yıkarak belirli azınlıkların çıkarları doğrultusunda insanlığı felakete götürebilecek girişimlerin tezgahlanması amacıyla kullanılmak istenmesi ,muhafazakar çevrelerde ve partiler de ciddi sarsıntılar yaratmıştır . Geçmişin değerleri ya da gelenekleri ile hiçbir bağlantısı olmayan belirli bir azınlığın ,yepyeni bir çıkar düzeni oluşturma doğrultusunda Amerikan devletinin gücünü kullanmak istemesi ve bu girişimleri yeni muhafazakarlık adına gündeme getirmesi , siyasal alanda çok büyük çelişklerin ve çalkantıların yaşanmasına neden olmuştur . Bir anlamda geçmişten gelen düzeni muhafazakarlık adına koruması gerekenler , yeni muhafazakarlık görünümü altında yıkıcılık yapmağa başladıklarında ,siyasal dengeler alt üst olmuş ve dünya siyaseti önemli bir darboğaza sürüklenmiştir . Neo-konservatizm akımı geçmişten gelen konservatizm akımının silinmesine giden yolu açmıştır .
İki bin yıllık dünya düzeni ve modern çağların kazanımları ,bir ütopya uğruna yıkılmak istenirken , Amerikan devletinin gücünü bütün dünyanın başına yıkan yeni muhafazakarların ,üç büyük din açısından kutsal olan merkezi coğrafya topraklarını ele geçirmek ve bu bölgede kutsal kitaplarda yazdığı gibi bir dünya imparatorluğu kurmak isteyen çılgın Siyonistler olduğu kısa zaman içinde anlaşılmış ve bunun üzerine dünya güç merkezlerinin devreye girmesiyle üçüncü dünya savaşına giden yolun önü kesilmiştir . Modern dünyanın geleneklerini koruması gereken yeni muhafazakarların çağdaş dünya düzenini yıkmak istemeleri ve bunu muhafazakarlık adına yapmayı hedeflemelerinin arkasında kutsal kitaplara dayanan bir yaklaşımın bulunduğu görülmüş , ve bu doğrultuda modern zamanlar ötesine giderek tarihin derinliklerinden gelen geçmişteki tek tanrılı dinlerin ortayla çıkış zamanına geri dönüş macerasının tarihsel bir muhafazakarlık adına tamamlanmağa çalışıldığı anlaşılmıştır . Kutsal kitapları kendisine rehber yapan ve bu doğrultuda ortaçağ dönemine geri dönüşü bütün dünyaya empoze eden yeni muhafazakarlık akımı ,aslında ABD’nin sırtından bir yeni dünya düzenini bütün ülkelere dayatırken bir anlamda modern dünyanın kazanımlarını yerle bir edecek bir nükleer savaş doğrultusunda üçüncü dünya savaşını da gündeme getiriyordu . Özellikle , Amerikan devleti ve ordusuna yönelik olarak gene Amerikalı ve siyonist gizli servisler üzerinden düzenlenen terör olayları ,yarattıkları kaos ortamı ile böylesine çılgın projelerin uygulanabilmesi için elverişli ortamlar yaratıyordu . Geleneksel düzenleri ve düşünceleri savunması gereken muhafazakarlık akımının , yeni görünümü altında tamamen tersi doğrultuda bir yıkıcılığın düşünce yapısı olarak sunulması , insanlık için tam bir kötü senaryo yaratmıştır . Terör yaparak dünya ülkelerine saldırmak , söz dinlemeyen ya da kendi çıkarını savunan ülkeleri haydut ilan ederek müdahale etmek gibi girişimler modern dünya düzenini sarsarken , yeni muhafazakarlık adına dünyayı ilk çağlara doğru sürüklemek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüştür . Yaratılan kaos ve karışıklık ortamı , yeni muhafazakarların Amerikan devleti üzerinden sahip oldukları güçlerini kullanmalarıyla ,insanlığı tam bir yok olma sürecine doğru iteklemiştir .
Yeni muhafazakarlık akımı , Cumhuriyetçi parti iktidarı ile işbaşına geldikten sonra muhafazakarlığın tamamen tersi bir doğrultuda davranılmış ,geçmişin değerleri ve getirdiği düzenler korunacağına yıkılmağa çalışılmıştır . Böylesine bir yaklaşımın muhafazakarlıkla uzaktan ya da yakından hiçbir ilgisi bulunmazken , Amerikan gücü üzerinden her alanda yeni muhafazakarlığın reklamı yapılmış ve böylece , dünya ülkelerinde dinin etkisi altında ve buna bağlı olarak geleneksel bir yaşam düzeni içerisinde yaşamlarını sürdürmeğe çalışan halk kitlelerinin tepkileri önlenmeğe çalışılmıştır . kendilerini yeni muhafazakar olarak adlandıran Siyonistler , kendi kutsal kitaplarına dayalı olarak bir Büyük İsrail projesi doğrultusunda çalışmalarını sürdürürlerken ,Kudüs’ü dünyanın merkezi yapacak ve Sion tepesinde bir dünya krallığı kuracak Siyonist bir ütopyayı gerçekleştirmeğe çalışıyorlardı . Ütopik düşünceler siyaset sahnesinde her zaman için yeniyi ve devrimci atılımları öne çıkarmıştır . Siyonistler ise ,modern çağların gerisine dönerek kendileri için kutsal saydıkları eski çağları geri getirmek istercesine hareket ettikleri için ,tarihsel süreç açısından gerişy dönüş anlamında kendilerini muhafazakar olarak görmüşler ve bu nedenle çılgın siyonist hareketlerine yeni muhafazakarlık adını uygun görmüşlerdir . Yeni ile hiçbir ilgisi olmayan tamamen tarih öncesi eski dönemlere dönüşü hedefleyen ve bu doğrultuda bir Siyonist yapılanmayı devreye sokmağa çalışan çılgın bir Yahudi lobisi oluşumunun ,siyonizmi perdeleyecek biçimde yeni muhafazakarlığı öne çıkarması üzerinde durulması gerekmektedir . Kendi dinleri adına yola çıkanların diğer dinlerin tabanlarından gelebilecek muhtemel tepkilere karşı muhafazakarlık kavramını kullanmalarının anlamlı olduğu görülmektedir . Dinsel tabanların ve geleneksel halk kitlelerinin kendi dinlerinin etkisi altında yaşamlarını sürdürürlerken muhafazakar bir tutum içinde oldukları görülmekte ve bu nedenle de muhafazakarlık adına öne çıkarılan politikalara ya da düşüncelere tepki göstermedikleri hesaplanarak , dünyayı bütünüyle geçmişe ve eskiye götürecek büyük bir dönüşümün tezgahlanması yeni muhafazakarlık adına tamamlanmak istenmektedir .
Merkezinde Amerika Birleşik Devletlerinin yer aldığı ama çekirdeğini yeni muhafazakarların oluşturduğu küreselleşme akımı ,yeni muhafazakarlığa paralel olarak dinin ön planda olduğu İslam ülkeleri için bu aşamada yeni bir siyasal yapılanmayı muhafazakar demokrasi kavramı çatısı altında örgütlemeğe çalışmışlardır . Böylesine bir girişim için de halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti devletini ve ülkesini laboratuar alan olarak seçmişlerdir .Tam bu aşamada kurulur kurulmaz iktidara gelen bir siyasal partinin öncü ve kurucu kadroları içinden çıkmış oldukları kendi devletleri bütünleşen bir dini görüşün ifadesi olan milli görüşü terk etmişler ve yeni dönemin koşullarına uygun bir ideolojik yapılanmanın arayışı içine girmişlerdir . Eski Osmanlı hinterlandı içinde yer alan merkezi İslam ülkelerinin tam ortasında bulunan Türkiye’nin ABD üzerinden bütün dünyaya kabül ettirilmek istenen bir emperyal projenin deneme tahtası ya da uygulama ve geçiş alanına dönüştürülmek istenmesi , Avrupa’nın yanı başında modern bir devlet ve çağdaş bir cumhuriyet rejimine sahip olan Türkiye’deki düzenleri bütünüyle alt üst etmiştir .Avrupa kıtasının Fransız devriminden gelen laik devlet yapısıyla beraber ,Sovyet devriminin getirdiği sosyal devlet modelini kendi koşulları içerisinde bütünleştirerek hayata geçiren Kemalist devrimin ürünü olan Türk devletinin okyanus ötesinden empoze edilen , ve bölgede İsrail merkezli bir yapılanmayı hedefleyen doğrultuda bir din devletine dönüştürülmek istenmesi aşamasında Türkiye’nin başına muhafazakar demokrasi adı altında yapay ve eklektik bir siyasetin geçirilmek istenmesini de berberinde gündeme getirmiştir .Küresel emperyalizm üzerinden bölgeye egemen kılınmak istenen Siyonist proje dayatılana kadar Türkiye’nin Müslüman kesimleri , kendi milli devletleriyle uyum içerisinde bir milli görüş programı doğrultusunda hareket ederlerken , yeni muhafazakarların işbaşında olduğu dönemde ABD üzerinden Türkiye’ye ne olduğu belli olmayan bir görüş olarak muhafazakar demokrasi anlayışı yeni bir siyasal ideoloji olarak empoze edilmiştir .
Dünya tarihinde görülmedik bir biçimde kurulur kurulmaz iktidara gelen yeni siyasal partinin yöneticileri kendilerine yeni bir görüş ararlarken , farklı bir ideolojinin aını ağızlarına almaktan çekinmişlerdir . Kendilerine dünya görüşleri sorulduğu zaman sadece milli görüş gömleğini çıkardıklarını ifade etmişler ama kesin hatlarıyla bir ideolojik yapılanma ortaya koymamışlardır . Büyük Orta Doğu Projesinin uygulama alanına getirildiği bir aşamada , Amerika’daki yeni muhafazakarların Büyük İsrail projesine uygun bir dönüşümün düşünce yapısı aranmağa başlanmış ve bu amaçla Amerika’nın önde gelen düşünce kuruluşlarında Türkiye’den giden katılımcılar ile beraber ortak toplantılar düzenlenmiştir . ABD’li düşünce kuruluşlarındaki toplantılar tamamlandıktan sonra benzeri organizasyonlar Türkiye’de de gündeme getirilmiş ,batılı ülkelerin finanse ettiği düşünce kuruluşlarında milli görüş sonrasında Türk Müslümanlığının geleceği tartışılmış ve bu aşamada iktidara gelen ılımlı İslam partisinin ideolojisi araştırılmıştır . ABD’de yeni muhafazakarlar işbaşında olduğu için bu yeni ideoloji arayışı gene muhafazakarlık kavramı doğrultusunda olmuş ,ABD’nin patronu yeni muhafazakarlar , merkezi coğrafyadaki çılgın siyonist planlarına Müslüman halk kitleleri tepki göstermesin diye gene muhafazakarlık gibi o kitlelerin çok hoşuna gidecek eski bir kavramın arkasına gizlenmek istemişlerdir .Eski çağlardaki dinsel düzene dönüşü sağlayacak dönüşüm , İslam coğrafyası için Türkiye üzerinden pazarlanırken ,hem muhafazakarlık hem de demokrasi kavramlarının kullanılması uygun görülmüş ve bu doğrultuda yapay ve eklektik bir düşünce denemesi olarak muhafazakar demokrasi kavramı öne çıkartılmak istenmiştir .
Türkiye’nin Müslüman kesimleri yıllardır İslamiyetçi politikalara ya da milli görüş siyasetlerine alışık olmalarına rağmen , hem muhafazakar hem de demokrasi kavramlarının bir arada kullanıldığı yeni bir yaklaşım olarak öne sürülen muhafazakar demokrasi kavramına bir türlü alışamamışlar ve bu nedenle de günlük dilde ya da siyasette bu kavram beklendiği gibi yerini alamamıştır . Ilımlı islama biraz olsun dili dönenler ,bu kavramı kullanarak işin içinden çıkmak istemişler ama , Amerikalı yeni muhafazakarların kendilerinin uzantısı olarak İslamcı tabana önerdiği muhafazakar demokrasi kavramına bir türlü alışamamamışlardır . Daha demokrasi kelimesi tam olarak söyleyemeyen halk kitleleri ve Müslüman taban işin içine bir de dinci aydınların geleneksel düşünce biçimi olan muhafazakarlık girdiğinde iyice kafaları karışmış ,bu nedenle yeni siyasal oluşuma okyanus ötesinden çizilen ideolojik kavrama milli görüş tabanından gelen Müslümanlar bir türlü ısınamamışlardır . Milli görüşü , Kuvayı Milliye’den gelen antiemperyalist bir çizgide anlayan geleneksel Müslüman kesimler ,hırıstıyan işgal ordularına karşı savaşarak tam bağımsızlığı elde ettikleri için milli kavramını muhafazakar kavramından daha çok kendilerine yakın hissetmişler , İslamcı aydınların ve yeni kurulmuş olan ılımlı İslamcı partinin yöneticilerinin ısrarlı bir biçimde muhafazakar demokrasi kavramını kullanmalarına rağmen bu görüşü bir türlü Müslüman halk kitlelerine ve dinci çoğunluğa benimsetememişlerdir . Dış destekle ve bölgesel bir proje uygulama aşamasında iktidara gelen ılımlı İslam partisinin yeni görüşü olarak empoze edilen muhafazakar demokrasi anlayışına Türkiye’nin geleneksel Müslüman tabanı fazla iltifat etmemiş ve ne olduğu tam olarak ortaya konamayan bu yapay kavram ve görüşten uzak kalmağa dikkat etmişlerdir .Büyük Orta Doğu projesi doğrultusunda merkezi coğrafyaya yönelik bir emperyal oluşumu dışarıdan zorlayan ABD’ye karşı , ulusal kurtuluş savaşı geleneğinden gelen Müslüman taban ciddi bir güvensizlik göstermiş ve uzak kalmayı tercih etmiştir .
Küresel sermayenin güdümündeki emperyalizm ,Müslüman ülkeleri yeni sisteme kazanabilmek üzere böylesine eklektik bir yaklaşım ile projeye uygun yeni bir yapay kavram olarak muhafazakar demokrasiyi bilinçli olarak öne çıkarmaktadır .Postmodernizm ve benzeri saçma sapan görüşler üzerinden yeniden ortaçağa dönüşü gerçekleştirmek üzere yola çıkan yeni muhafazakarlar kendi çılgın projelerini dünyaya egemen kılmak üzere ,dinci kesimleri ve halk kitlelerini muhafazakar demokrasi adı altında yanlarına çekmek istemektedirler . Halk kitlelerinin geleneksel ve dinci yaklaşımlarını kendi yanlarına çekerek ,tepki göstermelerini önlemek isteyen siyonist ve çılgın yeni muhafazakarlar ,muhafazakarlık kavramını din üzerinden halk kitlelerinin tepkilerini önleyebilmek için kullanmağa çalışmaktadırlar .Muhafazakarlık görünümü altında Müslümanlığı öne çıkaranlar ,islamı tabanın milli devlet ile haçlı ve siyonist emperyalizme karşı bütünleşmesini gerçekleştirmiş olan milli görüşü ortadan kaldırmağa çalışmaktadırlar . Bu doğrultuda İslami taban bölünerek birkaç parti ortaya çıkarılmış ve yaratılan karışıklıktan faydalanarak yapay görüş olan muhafazakar demokrasi anlayışı ,milli görüş gömleğini çıkaranlara dolaylı yollardan benimsetilmeğe çalışılmıştır . Millikten uzaklaştırılmağa çalışılan , haçlı ve siyonist emperyalizmin hedeflerine yaklaştırılmağa çalışılan İslami kesimler ve Müslüman taban bu aşamada ciddi bir şaşkınlık içerisine sürüklenmiş ve yeni durumu tam olarak kavrayamadıkları için de ,şaşkınlık ortamının uzun süreli bir kararsızlığı da beraberinde getirdiği anlaşılmıştır . Muhafazakar kavramının büyüsü ile müslüman tabanı ele geçirmek ve emperyalizme karşı başarıyla yürütülen ulusal kurtuluş savaşından gelen milli çizgiden uzaklaştırmak kolay olmamış ve bu nedenle konjonktürel dış destekler ile iki dönem iktidarda kalabilen ılımlı islamın partisi kendisine geleceğe dönük sağlam bir taban yaratamamıştır .Geleneksel Müslüman kesimler milli görüş içerisinde kendi çıkarlarını daha etkili bir biçimde savunabildikleri için , ne olduğu belli olmayan bir muhafazakar demokrasi kavramının arkasına gitmemişlerdir .
Aslında , tek başına alındığı zaman muhafazakar demokrasi kavramının bir uyumsuzluk içinde olduğu kolaylıkla görülebilmektedir . Muhafazakarlık kavramı ne derece geçmişten gelen yerleşik değerleri ifade ediyorsa ve geleneksel düzenlerin korunmasını gerekli kılıyorsa , demokrasi kavramı da bütünüyle bu anlamlara karşı bir ters alamı gündeme getirmektedir . İngiltere bütün dünya kıtalrına giderken medeniyet kavramını kullanarak gitmiştir . Çağdaş medeniyetin devlet düzenlerini kıtalara götüren Britanya İmparatorluğu bu sayede beş yüz yıllık bir dünya hegemonyasını modern çağların birikimi üzerine kurmuştur . Şimdi ise , Amerika Birleşik Devletleri bütün dünya ülkelerine giderken demokrasi kavramını kullanmakta ve demokrasi rejimleri götürüyormuş gibi göstererek dünya ülkelerine yerleşmekte ve dışarıdan müdahalenin önünü açmaktadır . Amerikan emperyalizminin bu dıştan müdahaleci tutumu bütün dünya ülkelerinin tepkileri ile karşılaşırken ,demokrasiyi ihraç ediyormuş görünümü haklı kuşkulara yol açmakta ve Amerika’nın dıştan müdahaleleri demokrasi kavramı ile perdelenmeğe çalışılmaktadır .Artık eskisi gibi çağdaş batı demokrasilerinin geride kaldığı küresel emperyalizm döneminde, yeni bir tür küresel demokrasi anlayışının ortayla çıktığı ve ABD’nin bu durumdan yararlanarak demokrasi adına her türlü müdahaleyi dışarıdan ve uzaktan manüplasyonlar aracılığı ile kendine yakın kadrolar ve partiler üzerinden gerçekleştirdiği görülmektedir . İşte bu durum fazlasıyla açığa çıktığı için geleneksel dinci kesimler , Büyük Orta Doğu projesi ya da küresel emperyalizm adına dayatılan emperyal isteklere karşı tepki göstermekte ve hem demokrasi kavramına hem de muhafazakar demokrasi anlayışına uzak kalmayı daha güvenli bulmaktadırlar . Muhafazakar demokrasi anlayışının okyanus ötesinden geliştirilmesi ve Büyük Orta Doğu projesi aşamasında Türkiye’de öne çıkartılmağa çalışılması geleneksel kesimlerde ve dinci tabanda çok ciddi bir kuşku yaratmış ve bu yüzden ABD’li yeni muhafazakarların uzantısı olabilecek bir muhafazakar demokrasi anlayışı ya da politikası Türkiye7de kurumlaşamamıştır . Bu durum ,maniplasyon yapan merkezleri fazlasıyla rahatsız ettiği için seçimler öncesinden ortaya yeni partiler çıkartılarak Müslüman kesimlerin tepki olarak yeniden milli görüş çizgisine kaymaları önlenmeğe çalışılmıştır . Bir tarafta yıllarca denenmiş milli görüşün güvenli politikaları varken , buna karşı olarak gündeme getirilen ne olduğu belirsiz muhafazakar demokrasi düşüncesi ya da politikası kendisine yeterince taban ya da destek bulamamıştır . Türk halkı Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışından büyük dersler aldığı için dıştan güdümlü hiçbir politikaya iltifat etmemiş , Kuvayı milliye’den gelen milli görüş anlayışına her zaman önde gelen bir biçimde değer vermiştir .
Haçlı emperyalizmin ya da Amerikancı siyonizmin , dünyayı bir yerlere götüremeyeceği artık son dönemlerde görülen gelişmeler ile iyice belli olmuştur . İslam coğrafyasını hedef alan yeni emperyal girişimlere karşı bütün Müslüman ülkeler tepki gösterirlerken , Türkiye’nin yeri de içinde bulunduğu bölge ve komşularının yanı olacaktır . Türkiye Cumhuriyeti hiçbir biçimde İslam coğrafyasına yönelik senaryoların ya da yeni politikaların uygulama alanı olmayacaktır . Ayrıca Türkiye’nin konumunu batılı emperyal ülkeler hiçbir biçimde Orta Doğu’ya , Avrasya bölgesine ya da İslam coğrafyasına bir giriş kapısı , ya da köprü olarak kullanamıyacaktır .Ulusal kurtuluş savaşının zaferle sonuçlanması bu gerçeğin en açık kanıtıdır . Türkiye hiçbir zaman batılı güçlerin bölgeye dönük Truva atı da olmayacaktır . Kemalizm nasıl bu topraklardan bir siyasal düşünce ve devlet modeli olarak çıktıysa , Milli görüş anlayışı ,Türkçülük ve de milliyetçilik akımları da batıdan gelen bütün emperyal saldırılara karşı ortaya çıkmıştır . Okyanus ötesinden geliştirilen hazırlıklar ile ne olduğu belirsiz bir muhafazakar demokrasi anlayışına Türk milleti ve Müslüman tabanın alet edilmesi şimdiye kadar mümkün olmamıştır .Önümüzdeki dönemde yeni partiler aracılığı ile benzeri atraksiyonlar gene okyanus ötesi manüplasyonlar ile denenebilecektir .Bu çerçevede ,Müslümanlığın muhafazakarlık görünümünde değişime zorlanması gene gündemde olacaktır . Ne var ki , nasıl yeni muhafazakarlar Amerika’da iktidardan düştülerse ,onların uzantıs ıbir doğrultuda ne olduğu belli olmayan bir muhafazakar demokrasiye Türkiye’de yer olmayacaktır . Türk devleti geleneksel Müslüman tabanı ile barışık bir doğrultuda yoluna devam edecek ve dinci kesimler gene milli görüş doğrultusunda kendi devletleriyle bütünleşerek ,emperyalizme karşı bağımsız yaşam düzenlerini sürdüreceklerdir . Her türlü dış müdahaleye karşı ulusal kurtuluş savaşı sırasında gösterilen birlik ve bütünlük korunacaktır . Laik Türkiye cumhuriyeti ile Müslüman halk kitleleri aynı çatı altında ulusal bir dayanışma içerisinde yollarına devam edeceklerdir .
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder