
ANKARA KALESİ
TÜRKİYE VE İRAN BATI’NIN YENİ YURTLARI MI?
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Küreselleşme süreci içerisinde dünya düzeni bir yerlere doğru kayıp gitmekte ve ortaya eskisinden çok farklı bir yeni düzen çıkmaktadır ., Daha doğrusu küresel sermaye kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir dünya düzeni yaratmağa çalışırken , küreselleşme olgusunu dünya halklarının gözünü boyamak ve dikkatleri başka yerlere çekerek ,finans kapitalin emperyal plan ve programlarını dünya devletleri ve halk kitlelerinin tepkisi olmadan gerçekleştirme çabası içerisine girmektedir . Bir avuç azınlığın üstün ırk olma tutkusu ile beraber küresel zenginlikleri kendi tekellerine alma arzuları bir araya gelince ,küresel emperyalizm yeryüzünü kendi çiftliğine çevirme doğrultusunda katı ve acımasız adımlarını atabilmekte ve hiçbir şeyden çekinmeden ve insanlığın büyük çoğunluğuna sormadan her türlü girişimi gündeme getirmekten çekinmemektedir . Bu yüzden bütün devletlerin ve dünya halklarının geleceği ciddi tehditler ve tehlikeler ile karşı karşıya kalmaktadır . Bugünün dünyasında hiçbir devlet geleceğinden emin olamadığı gibi hiçbir ulus ya da toplum kısa ya da uzun dönemli gelecekte önünü görememektedir .Geleceğin belirsiz olması hem insanları hem toplumları hem de devletleri ciddi bir yarın kuşkusu ile baş başa bırakmaktadır . Çok hızlı gelişen olaylar insanların başını döndürürken , hangi olayın kendiliğinden geliştiği ya da hangi olayın yapay gündemler sonucunda büyük güçler tarafından ortaya çıkarılarak bu yoldan bazı devletlere ve halk kitlelerine ne gibi senaryoların dayatıldığı açık olarak anlaşılamamaktadır . Dünyayı yönetin büyük güçlerin kendilerini merkeze koyarak geliştirmiş oldukları senaryolar , küresel sermayenin güdümündeki medya ve basın organları aracılığı ile uygulama alanına getirilmekte ve bir anda oldu bittiler yaratılarak , evrensel düzen bir yerlere doğru iteklenmektedir . Bütün gelişmelerin arkasında güç merkezleri yer almakta ve bu merkezler kendi çıkarları doğrultusunda değişim sürecini izleyerek ,kendi çıkarları doğrultusundaki yeni hegemonya düzenleri doğrultusunda var olan yapıları zorla dönüşüme doğru yönlendirmektedirler .
Dünyayı yöneten büyük güçlerin sahip oldukları akıl düzeyi ve bilgi birikimi , yer küreyi gelecekte bekleyen her türlü tehdidi önceden izlemek ve gerekli olan önlemleri anında almayı gerektirmektedir. İnsanlığın üzerinde yaşamakta olduğu yerküre dışarıdan bakıldığında uzayda bulunan diğer gezegenler gibi yapılanmaya sahip olduğu anlaşılmaktadır . Bu doğrultuda astronomi biliminin getirdiği veriler doğrultusunda , diğer gezegenler gibi her türlü atmosfer olayı ve uzaysal gelişmeler bütün gezegenleri olduğu gibi bizim dünyamızı da bir gezegen olarak doğrudan etkilemektedir . Uzaydan gelen taşlar ya da büyük kütleler nasıl bütün gezegenlere çarpıyorsa aynı biçimde yer küreyi de tehdit etmektedirler .Benzeri biçimde uzaydan gelen sıcak ya da soğukluk dalgaları da tüm gezegenler ile beraber dünyayı da çok büyük tehditler ile karşı karşıya bırakmaktadır . Güneş sistemi içinde yer alan bir gezegen olarak yeryüzü güneşin merkezinde yer aldığı bir çevre içerisinde normal dönüş rotasını tamamlamaktadır . Güneşin zaman içerisinde çok fazla ısınması ya da belirli bir süre içerisinde tamamen aksi bir çizgide soğuması bütün güneş sistemi ile beraber dünyayı da etkisi altına almakta ve yer kürenin eskisinden tamamen farklı bir yapılanmaya sürüklenmesine neden olmaktadır . Güneşte bazen ortaya çıkan patlamalar tüm sistemin dengelerini sarstığı gibi dünyanın içinde bulunduğu atmosferi de çok ciddi boyutlarda etkileyerek var olan doğal sistemi bazen bütünüyle değiştirebilmektedir . İnsanlığın üzerinde yaşadığı bugünkü yeryüzünün geçmişe dönük astronomik ya da jeolojik tarihçesine bakıldığı zaman ,birbiri ile tamamen ters doğrultularda gündeme gelen farklı yapılanmalar ya da çeşitli oluşumlara dünyanın sahne olabildiği anlaşılmaktadır . Buzul çağlarını magma dönemlerinin , yanardağların faal olduğu dönemleri ise son derece soğuk kaskatı oluşumların izlediği yeryüzünün jeolojik tarihi ve haritası içerisinde ortaya çıkmaktadır .
Yirmi birinci yüzyılın içine giren dünya yirmi ikinci yüzyıla doğru yol alırken , geçmişte örnekleri görüldüğü gibi bir küresel ısınma dönemine girmektedir . Özellikle yirminci yüzyılda dünya nüfusunun fazlasıyla artması ve sanayileşmenin hızlı bir çizgide doğal yapıyı ve çevreyi kirletmesi üzerine atmosferdeki karbon gazları fazlasıyla artmış ve bu durumda ciddi bir küresel ısınma tehdidini insanlığın önüne çıkarmıştır .Atmosferi çevreleyen ozon gazı tabakasının her geçen gün incelmesi ve azalan bölgelerde delinerek güneş ışınlarının doğrudan doğruya yeryüzüne geçişine izin vermesi nedeniyle son yıllarda artan oranlarda cilt kanseri hastalığı yeryüzünün her kıtasında insanlığı tehdit etmeğe başlamıştır . İkibinli yıllara girerken doğal çevre ile ilgili bilim adamları hazırladıkları çevre raporları ile on yıllık zaman dilimi içerisinde yerkürenin her kıtasında çevre felaketleri ile karşılaşılacağını ,sanayileşmenin getirdiği atık gazların atmosfere yaydığı karbon dioksit miktarının artışı ile beraber atmosferin ısınacağını ve bu aşamadan sonra da birbiri ardı sıra çevre felaketlerinin ortaya çıkacağını dile getirmişlerdir . Başta ABD olmak üzere Rusya ve batının diğer sanayileşmiş ülkelerinin atık gaz miktarını sınırlamamaları ve özellikle bu doğrultuda insanlığın ortak vicdanının gündeme getirmiş olduğu Kyoto protokolunun imzalanmamış olmaları yüzünden küresel ısınma önlenememiş ve atmosferde her geçen gün artan karbon gazlarının miktarı yükseldikçe ,yer yüzü çok ciddi doğal afetlerle karşılaşmak zorunda kalmıştır . Önceden tahmin edilebilen bu gibi olumsuz gelişmeler ile ilgili önleyici tedbirler alınabilecekken ,ABD’nin inadı ve onu izleyen batılı sanayi ülkelerinin vurdumduymaz tutumları insanlığı küresel ısınma üzerinden büyük doğal afetler ile karşı karşıya getirmiştir . Büyük fabrikaların atık gazları süzen tesisleri yapmaması ve bu gibi önleyici sistemlerin fazlasıyla pahalı olması yüzünden sanayi tesisleri karbon dioksit çıkarmağa devam etmiş ve bunun sonucunda da atmosferdeki ısınma daha üst noktalara gelerek insanlığı açıktan tehdit etmeğe başlamıştır . Yüzyıllardır devam edip gelen yeryüzünün normal iklim yapısı ve doğal çevre düzeni bir anda alt üst olabilmiş ve beklenmeyen doğal gelişmeler ve afetler ile insanlığın yaşamı giderek daha büyük tehlikeler ile yüz yüze kalmıştır .Özellikle son yıllarda değişen iklim nedeniyle beklenmeyen büyük fırtınalar ,seller ,tsunamiler ve depremler büyük afetlere yol açtığı gibi bu gibi olumsuz gelişmeler üzerinden de oldukça büyük miktarda can kaybına da yol açmıştır .
Küresel ısınma atmosferde oksijen miktarını azalttığı gibi ozon kaybına da yol açmış ,ortaya çıkan ozon tabakası deliklerinden sızan güneş ışınları insanlar kadar diğer bütün canlıları ve doğal çevreyi de yakacak derecede ısınma tehdidi ile baş başa bırakmıştır . Yaz aylarında doğrudan güneş ışınlarının getirdiği cilt kanseri tehlikesi yüzünden insanlar plajlara gidemez bir duruma gelirken ,havada giderek artan karbon gazlarının yarattığı fazla ısı üzerinden de buzlar erimeğe başlamış ve soğuk bölgelerde sıcaklık birkaç derece artarak küresel ısınmanın göstergesi durumuna gelmişlerdir . Özellikle dünyanın kuzey kutbunda yer alan büyük buz dağlarının kısa zamanda erimesi üzerine ,yer yüzünün en büyük adası olan Grönland buzul yapısından çıkarak üzerinde yaşanabilecek yemyeşil bir cennete dönüşmüştür . Grönland ile beraber bütün kuzey kutbu yirmi yıllık bir geçiş süreci içerisinde erimeğe sürüklenirken , kuzey kutbunun buzulları altındaki kara parçaları ve madenler ile yer altı zenginliği olan enerji kaynakları ortaya çıkmıştır . Yüzyılı aşkın bir ssssssszaman dilimi içerisinde kullanılan petrol ve diğer fosil yakıtlarının belirli bölgelerde tükenmesi üzerine gfündeme gelen kuzey buz denizi kaynaklarının kullanılabilmesi ve bu bölgede bulunan önemli enerji ve maden yataklarının batı emperyalizminin hegemonya düzeni altında insanlığın ortak kullanımına tahsis edilebilmesi için ,kuzey kutbunda yeni bir düzenlemenin yapılması zorunlu görünüyor ve bu doğrultuda da kuzey denizindeki buzulların erimesi gerekiyordu . İşte dünyanın süper gücü olan Amerika Birleşik Devletlerinin böylesine bir sonucu sağlayabilmek için uzun süre Kyoto protokolunu imzalamayarak , sanayi tesislerinin atık gazlar ve kabon dioksit salınımına devam etmelerini teşvik ettiği ve bu doğrultuda olumsuz tavır takınarak kuzey kutbu buzullarının erimesinin önünü açtığı ileri sürülmektedir . Atık gaz salınımı sürdürülerek ,karbon gazlarının artışının önü açık tutularak , atmosferdeki ısınmanın sağlandığı ve bu yoldan da doğal çevrenin de ciddi bir küresel ısınma olgusu ile karşı karşıya getirildiği anlaşılmaktadır .
Atmosferdeki atık gaz oranının yükselmesinin bütün dünyayı önce küresel ısınma tehdidi ile karşı karşıya bırakacağı daha sonraki aşamada ise bu durumun tamamen tersi bir doğrultuda küresel yarıküreyi ciddi anlamda buzul çağı ile karşı karşıya getireceği ,bilim adamları tarafından hazırlanan inceleme raporlarında açıkca ortaya konulmaktadır . Buradaki kilit olay okyanusların altında akıp giden büyük sıcak su dalgalarıdır . Normal koşullarda okyanusların altında akıp giderek , yer kürenin buzul çağına sürüklenmesini önleyen bu sıcak su akıntılarının kısa bir zaman dilimi içerisinde ,kuzey kutbunda eriyen buzların soğuk sularının okyanuslara karışması üzerine sıcak su akıntılarının soğuma nedeniyle ortadan kalkacağı öne sürülmektedir . Gulf stream denilen sıcak su akıntıları özellikle Atlas okyanusunun iklimi üzerinde doğrudan etkili olmakta ve Kuzey Amerika ile beraber Avrupa kıtasının insanlar ve diğer canlılar açısından yaşanabilir bir doğal yapıya sahip olmasını sağlamaktadır . İlk çağlarda görülen buzul dönemlerinden Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarını uzak tutan doğal gelişim Gulf stream denilen sıcak su akıntıları olmuştur . Kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye akıp giden bu sıcak su dalgaları Avrupa ve Kuzey Amerika’yı yaşanabilir alanlara dönüştürürken , bugünkü batı uygarlığının ve blokunun merkez ülkeleri konumuna bu bölgeleri getirmiştir . Günümüzde bütün dünya ülkelerini tehdit eden batı emperyalizminin merkezi olarak Kuzey Amerika ve Avrupa kıtaları ayrı ayrı üçyüzer milyonluk nüfusları barındırmaktadırlar .Avrupa kıtası ile Amerika Birleyşik Devletleri ve Kanada az çok birbirine yakın bir çizgide üçeryüz milyonluk nüfuslara yaşam alanları olurken ,okyanusların altından giden sıcak su akıntıları sayesinde Kuzey kutbununun soğukluğunu dengeleyebilmektedirler . Okyanus altı sıcak sular , kutuplardan gelen buzları ve soğuk havaları dengeleyerek ,bu bölgelerin eskisi gibi buzul çağına kaymasını önlemektedir . Ne var ki , artan karbon dioksit gazları ile yükselen küresel ısınma yüzünden kuzey kutbunun buzlarının erimesi üzerine ,okyanusların dip dalgalarındaki sıcak akıntıları zaman içerisinde zayıflamıştır . Önümüzdeki dönemde küresel ısınmanın artışı ile beraber buzların erimesi de devam edeceği için , bütünüyle okyanus altı sıcak su akıntılarının kesilmesi gündeme gelebilecek ve bu nedenle de Kuzey Amerika ile Avrupa kıtalarındaki doğal yaşam bütünüyle ortadan kalkabilecektir . Bu gibi bir olumsuz durumun sonraki aşaması yeniden buzul çağına geri dönülmesi olacaktır . Tarih öncesi dönemlerde yaşanan buzul çağlarında bütün canlılar gibi insanların da doğal çevrede yaşayamaz bir duruma gelmesi gibi ,bugünün ABD,Kanada ve Avrupa ülkelerinin insanları kendi vatanlarında yaşayamaz bir duruma gelebilecekler , ve küresel ısınmanın sıcak su akıntalırını kaldırmasıyla beraber oraya çıkan buzul çağının esirleri konumuna sürüklenerek geçmişten bu yana batı dünyasında yaşadıkları ülkelerini terk etmek zorunda kalabileceklerdir . İnsanlık açısından gündeme gelebilecek böylesine bir olumsuz gelişme bütün dünya düzenini alt üst edebileceği gibi , batı dünyasını temsil eden batılı ulusları ve toplulukları toplu bir halde göç etmeğe zorlayacaktır . Bugün altıyüz milyonu bulan gelecekte bir milyara yaklaşacak olan batı dünyasının nüfusunun topluca yaşadıkları Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarını terk ederek başka ülkelere ya da kıtalara zorunlu bir göçe yönelmesini ,yeni dönemin buzul çağının zorlayacağı anlaşılmaktadır .
Batılı ülkelerin bilim merkezlerinin hazırladığı raporlara göre az çok kesinleşen bu olumsuz durum , bütünüyle batı dünyasına bir göç dalgası getirmekte ve kısa zaman sonra küresel ısınmanın sıcak su akıntılarını kaldırmasıyla ortaya çıkacak yeni buzul çağının batı dünyasına yeni bir ylurt aramak zorunluluğu getirdiği anlaşılmaktadır . Bu durumun farkına varan batılı merkezler ,yaptıkları araştırmalar sonucunda batı uygarlığını temsil eden batılı uluslara ve devletlere yeni bir yaşam alanı ve yurt olarak dünyanın merkezi coğrafyasını öne çıkarmaktadır . Eski Osmanlı İmparatorluğunun yayılma alanı içerisinde ye alan Türkiye,İran ,Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgeleri , dünyanın merkezi coğrafyası olarak öne çıkarken , yüzyıllarca bütün dünyayı batılı ülkelerden yönetmiş olan batılı devletlerinde kendilerine yeni yaşam alanı ve hinterlandı olarak eski Osmanlı topraklarını gördüğü anlaşılmaktadır . Fas’tan Endonezya’ya ve Moğalistan’a kadar yayılan geniş merkezi coğrafyada batılı ülkeler kendileri için yeni yaşam alanları keşfeden batılı devletler ,böylesine geniş bir alana yayılarak yaşayabilme doğrultusunda Türkiye ve İran gibi bu geniş alanın iki büyük merkezi ülkesini kendileri için hedef ülke konumuna oturttukları iyice belli olmaktadır . Afganistan ve Irak savaşları sayesinde ABD öncülüğünde Nato koalisyon ordularına katılan batılı ülkeler yavaş yavaş merkezi coğrafyanın çeşitli bölgelerinde geleceğe dönük yerleşme ve yaşam düzeni kurabilme hedefleri doğrultusunda arayışlara girişmektedirler . Bu süreç içerisinde merkezi alan ülkeleri ya batılıların gelişini kabül ederek kendi ülkelerinde ikinci sınıf insan konumunda onların kölesi ya da uydusu olacak bir yaşam düzenine razı olacaklar ya da bu duruma şiddetle karşı çıkarak direneceklerdi .Batının emperyal ülkeleri ABD’nin öncülüğünde yeni yaşam alanları olan merkezi coğrafyaya yönelirlerken ,her türlü emperyal işgal ve hegemonya senaryosunu hazırlayarak,psikolojik savaş ya da ekonomik üstünlük planları üzerinden bunları uygulama alanına aktarmağa çalışmışlardır . Kendilerine kesin olarak bağımlı siyasal kadrolar ile küresel sermaye aracılığı ile yönlendirdikleri medya ve basın organları aracılığı ile batıdan doğuya yönelen yeni haçlı saldırısını geleceğe dönük kalıcı yerleşim planları doğrultusunda bölge ülkelerine dışarıdan zorla dayatmağa başlamışlardır . Terör ve saldırı savaşları ile desteklenen ,merkezi coğrafyada düzeni değiştirme girişimleri , Irak savaşı sonrasında ABD’nin bölgeye bir daha çıkmamak üzere yerleşmesiyle beraber ,batının yeni yurt arayışının merkezi bölge üzerinden tamamlanmağa çalışıldığını göstermektedir . Küresel ısınmanın getirdiği yeni buzul çağı tehlikesine karşı batı uygarlığının dünyanın merkezine taşınması projesi , İsrail’in kurulması ve ABD’nin askeri olarak merkeze gelmesiyle başlamış , Irak ve Afganistan savaşları ile devam etmiştir . Günümüzde yaşanmakta olan Libya saldırısı ve savaşı da batının yeni yurdu olarak belirlediği eski Osmanlı ülkelerine ya merkezi coğrafyaya yerleşim planının yeni bir aşaması olarak öne çıkmaktadır .
Irak ve Afganistan sonrasında Libya’nın büyük bir saldıraya maruz kalması , yarın ya da erken bir gelecekte de benzeri bir durumun Suriye,İran,Arabistan,Mısır,Türkiye,Cezayir,Endonezya ya da Orta Asya ülkeleri gibi merkezi ülkelerde gündeme gelmesi insanlık açısından hiçte şaşırtıcı olmayacaktır , çünkü yirminci yüzyılın başlarında yaşanan ki büyük dünya savaşı sonrasında batılı ülkelerin merkezi coğrafyaya yönelmeleriyle başlayan batıdan doğuya göç ya da yerleşim girişimlerinin benzeri bir biçimde devam edeceğini göstermektedir . Küresel ısınma kuzey kutbunun buzlarını eritirken ,eriyen suların okyanuslara akması ve bunun sonucunda okyanusların giderek yükselmesiyle beraber hem su baskınları hem de büyük okyanus dalgalanmaları ile Tsunamiler ada ülkelerini ve kıyı devletlerini çok ciddi olarak doğal afetler ile tehdit etmektedir . Suların yükselmesiyle önce Maldiv adaları yok olacak daha sonraki aşamada ise bütün basık adalar suların altında kalacaktır .Ayrıca kıyılarda yer alan Hollanda gibi basık ülkeler ile Londra , New York ve New Orleans gibi kentlerinde su dalgaları altında yok olacakları bilim adamları tarafından dile getirilmektedir . Bir anlamda batı hegemonyasının iki büyük merkezi olan Londra ve New York’un sular altında kalması , batının yeni yurt arayışını zorunlu kılmakta ve batı emperyalizminin merkeze doğru yönlendirdiği operasyonları her geçen gün daha artırmaktadır . Birkaç derecelik ısınma bir çok ada ile beraber kıyı kentlerinin sular altında kalmasına giden yolu açabilecektir .Küresel ısınmanın devamı önlenemezse sıra güney kutbuna gelecek bu kıtadaki buzullar eriyerek okyanuslara karışacak ve okyanusların daha da yükselmelerini sağlayarak kıyı ülkelerde yaşamı giderek olumsuz etkileyecektir .Bu sürecin devamı sayesinde belirli bir süre sonra kıyı ülkeler bütünüyle yaşanmaz bir duruma gelebilecektir . Önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde hem kuzey hem de güney kutbunun buzullarının erimesi beklenmekte ve bu doğrultuda ada ülkelerinin giderek yaşanamaz bir duruma gelebileceği öne sürülmektedir . İklim değişikliğinde dönüşü olmayan bir yola sürüklenen dünyayı önümüzdeki dönemde çok büyük doğal olayların ve afetlerin beklediği son yıllarda birbiri ardı sıra yaşanan büyük afetler görüldükten sonra artık gün gibi aşikardır . Küresel ısınmanın buzul çağını ve batıya yeni bir göç dalgasını getireceğini iyi bilen ABD’nin buna rağmen Kyoto protokolunu imzalamama konusunda inadını sürdürmesi ve kuzey kutbunun doğal gaz,petrol ve maden yataklarının erişilebilir bir konuma gelebilmesi yüzünden ABD tarafından kasıtlı olarak bu tutumun sürdürüldüğüne dair bazı olumsuz yorumlar bile konu ile ilgili bilimsel araştırma raporlarında dile getirilebilmektedir . Başta Pentagon olmak üzere bir çok batılı araştırma merkezinin hazırladığı raporlarda birbirinin benzeri sonuçlara ulaşılması üzerine ,ada ülkeleri ile kıyı devletleri kendileri için yeni yurtlar aramağa başlamışlardır .
Londra , New York ,Lahey ve Amsterdam gibi dünyayı batı emperyal sistemi adına yüzyıllarca yönetmiş olan büyük kentlerin bile belirli bir aşamadan sonra sular altında kalacak olması ,başta ABD ve İngiltere’yi eski batı sömürgeciliğine geri dönmelerine neden olmuş ve bu doğrultuda eski batı sömürglerine başta ABD olmak üzere İngiltere ve Fransa yeniden girmeğe başlamışlardır . Yüzyıllarca batılı sömürge imparatorluklarının sahillerde kıyı kentleri üzerinden dünya ticaretini yönlendiren Yahudilerin iki bin yıl sonra yeniden merkezi coğrafyaya dönerek kendileri için kutsal ilan ettikleri Filistin topraklarında İsrail devletini kurması ,batının yeni yurt arayışı döneminde merkezi coğrafyaya öncelikli olarak yönelmesinin ana nedeni olmuştur . Yahudilerin iki bin yıl sonra merkezi coğrafyaya geri dönüşü batının hırıstıyan ülkeleri açısından da örnek olmuş , İngiltere ve Fransa ‘dan sonra Almanyşa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi batılı devletler de doğuya yönelerek merkezi alanda kendileri için yeni yaşam alanları yaratmağa çalışmışlardır . Alman diktatörü Hitler’in yeni yaşam alanı anlamında lebensraum arayışını son yıllarda Bush Amerika’sı da izlemiş ve hem Afganistan’a hem de Irak’a saldırarak girmiştir .Küresel ısınmanın getireceği su baskınları ve buzul çağı batıyı doğuya kaldırırken , merkezi alanı batılı ülkelerin yeni yaşam alanları ya da ülkeleri olarak gündeme getirmektedir . Adalar ve kıyılar sular altında kalırken , on ya on beş derecelik ısı düşüşleri de insanların merkezi coğrafyadaki sıcak bölgelere kaçışını hızlandıracaktır . Kurak ülkelerde su savaşlarının çıkmasıyla yeryüzü karışacak ve merkezi ülkelere yönelecek batı güçü de ,gene beraberinde eski ve yeni nüfuslar arasında sıcak çatışmalara ve yaşam alanı savaşlarına neden olacaktır . Batı emperyalizmi ,gelecekteki bu gibi karışıklıkları önlemek üzere halen var olan devlet düzenlerini bozarak bunları devlet olmaktan çıkartmağa çalışmakta ve parçalayarak daha küçük siyasal yapılar biçiminde küresel sermaye üzerinden bütün bölgeleri kontrolu altına almağa çaba göstermektedir . Dünya ülkeleri parçalanarak dağıtılırken , batı hegemonyası da küresel sermayenin merkezinde yer aldığı bir dünya devletine dönüşmeğe çaba göstermektedir . Bu doğrultuda ,artık ana hedef eski Osmanlı topraklarından oluşan merkezi alan ülkelerini ele geçirmektir . Bu doğrultuda Büyük Orta Doğu Projesi adı altında bir emperyal plan açıktlanmakta ama aslında yüzyıl öncesinden gelen Büyük İsrail Projesi gibi emperyal ve siyonist bir yeni yapılanma projesinin önü açılarak ,eski Osmanlı hinterlandı içinde yer alan bütün devletlerin geleceği ciddi bir emperyal saldırının tehdidine maruz bırakılmaktadır .
Yeni buzul çağında yaşanma duruma gelecek olan Kuzey Amerika ve Avrupa halklarının neden merkezi coğrafyayı tercih etmesinin arkasında ,dünyanın diğer bölgelerinin daha kötü koşullara sahip bulunması gibi bir gerekçe bulunmaktadır . Afrika kıtasının iklim koşullarının çok sıcak ağır olması , kuzeyde yer alan Rusya bölgesinin ise tersine çok soğuk olması ,Çin’in fazla nüfusunun bulunması , Hindistan’ın içinde çıkılmaz bir bölge özelliğine sahip bulunması ,ada ve kıyı ülkelerinin okyanuslardaki yükselme nedeniyle tehdit altında bulunması gibi nedenler dikkate alındığında en emin yer olarak eski Osmanlı topraklarının uzanıp gittiği merkezi alan öne çıkmaktadır . Bu doğrultuda Yahudiler iki bin yıl sonra dönerek Büyük İsrail adı altında eski Osmanlı ülkelerine sahip olmağa çalışırken , ABD öncülüğündeki batı emperyalist bloku da aynı alanda Büyük Orta Doğu projesi adı altında geleceğe dönük yeni bir siyasal yapılanmanın ardında koşmaktadır . Dünyaya demokrasiyi götürmek görünümü altında bütün dünya ülkelerine saldırmayı ve denetim altına almayı prensip olarak hedefleyen Amerikan emperyalizmi hedef tahtasının tam ortasına da Türkiye’yi ve onun sınır komşusu olan İran’ı oturtmuştur . Böylece küresel ısınma ve buzul çağında batı hegemonyasının ana merkezi ve batılı halkların yeni yurdu olarak Türkiye ve İran’dan oluşan merkezi coğrafya gündeme gelmiştir . Önümüzdeki dönemde Türkiye ve İran gibi iki büyük merkezi ülkeye kolaylıkla batılıların yerleşiminin sağlanabilmesi amacıyla, öncelikli olarak bu iki ülke üzerinde kurulu bulunan devletlerin birbiriyle savaştırılması projesi batı emperyalizmi ve İsrail siyonizmi aracılığı ile öncelikli bir biçimde uygulamaya konulmağa çalışılmaktadır . Büyük Orta Doğu Projesinin uygulamaya konulmasından sonra İsrail için en büyük Arap tehdidi olan Irak devletinin ortadan kaldırılmasına öncelik verilmiş ama Irak savaşı sonrasında Orta doğu’da meydana gelen otorite boşluğu alanında Şii rejimi ile İran’ın bölgedeki Şii nüfus ağırlığına sahip olma aşamasına gelmesiyle beraber İran’a yönelik savaş senaryoları çeşitli yalanlar ve sahte bilgiler aracılığı ile kamuoyuna getirilerek bölgede bir İran savaşı çıkartılmak istenmiş ve bu doğrultuda Türk devleti ile ordusu da İran’a karşı kullanılmak istenmiştir . Bir anlamda Orta Doğu Şii nüfusunun merkezi devleti olan İran Sünni Müslümanların çoğunlukta bulunduğu Türk devletinin gücü ile yıkılmağa çalışılmış ve bu doğrultuda yıkılan Irak üzerinden bölgede bir Şii-Sünni çatışması çıkartılmağa çalışılmıştır . Ne var ki , Türk ordusu ve silahlı kuvvetleri bu oyuna alet olmamak üzere haksız Irak savaşına karışmamıştır . Ne var ki , şimdi merkezi coğrafyaya yerleşmek isteyen batılı güçler , ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi aynı oyunu bu kez İran üzerinden oynamağa çalışarak kendi emperyal senaryolarına yine Türkiye’yi alet etmeğe çalışmaktadırlar . Bu doğrultuda Kuzey Irak’ta İsrail destekli oluşturulan kukla devlet üzerinden bir etnik terör dalgası bölgeye yayılarak İran ve Türkiye devletleri birbirlerine karşı savaşmak üzere kışkırtılmaktadırlar .
Irak savaşı bahanesi ile Irak’a giren ABD bir daha çıkmamak üzere bu ülkeye yerleşmiştir . ABD Kuzey Irak’da dünyanın en büyük hava alanını yaparken , Irak’lı Yahudiler ve Amerikan askerleri için yeni yerleşim yerleri inşa ederken ABD hiç çıkmayacakmış gibi davranarak kalıcı yerleşimin örneklerini Irak toprakları üzerinde inşa etmiştir . Ayrıca ,bölge ülkelerinin hemen hemen hepsinde askeri üsler kurarak bu merkezler üzerinden girdiği bütün bölge ülkelerini askeri denetim altına almıştır . Irak ile başlayan süreç içinde bölgedeki bütün eski Osmanlı ülkeleri ABD emperyalizminin yeni yerleşim alanları olarak ele geçirilmiş ve işbaşındaki rejimler ,ya kukla yönetimlere dönüştürülmüş ya da yeni işbirlikçi yönetimler kukla siyasetçiler aracılığı ile işbaşına getirilmiştir . Son aşamada batılı gizli servisler aracılığı ile gündeme getirilen Arap ayaklanmaları böylesine bir yeni yapılanma için hem gerekçe olmuş hem de elverişli ortam yaratmıştır . Enerji ve maden yataklarının batı emperyalizminin eline geçmesi doğrultusunda merkezi alan ülkelerine gelerek yerleşmeye hazırlanan batı dünyasının halkları kendi ülkelerinin emperyal projelerine hem sahip çıkmakta hem de bizzat uygulamaya geçişine aracılık yapmaktadırlar . Batılı gizli servislerin kendi kontrolları altında kurmuş oldukları terör ve mafya örgütleri merkezi coğrafyada sürekli olarak olay çıkararak , bölge güvenliği ve dünya barışı adına batılı emperyal güçlerine merkezi ülkelere gelerek hem müdahale etmelerine hem de geleceğe dönük olarak kalıcı bir biçimde yerleşmelerine yardımcı olmaktadırlar .Irak’ın bertaraf edilmesiyle en büyük Arap tehdidi ortadan kaldırılmıştır . Şimdi en büyük Şii tehdidi olan İran’ın çökertilmesi için Suudi Arabistan ya da Türkiye üzerinden bölgede bir Sünni cephe yaratılmağa çalışılmaktadır . Eğer Türkiye’yi Suriye üzerinden kışkırtılacak Şii -Sünni çatışmasına bulaştırabilirlerse ,o zaman batının yeni yurtlarının devletleri olan Türk ve İran devletleri birbiriyle savaşa girecek ve her iki devlet en az on yıl sürecek uzun bir savaş sonrasında birbirini yıkarak ve yok ederek , kendi ülkelerine batılı halkların gelerek yerleşmelerinin önünü açacaklardır . İsrail ya da ABD üzerinden batı dünyasının merkezi coğrafyaya tam olarak egemen olabilmeleri için , kesinlikle Türk ve İran devletlerinin yıkılmaları gerekmektedir . Bunu da Kuzey Irak’taki etnik bölücü terör örgütü aracılığı ile yaratacakları için sonunda batının yeni yurtları olarak planladığı Türkiye ve İran ülkelerinin üzerindeki devlet yapıları yıkılarak ,bu merkezi ülkelere batı göçünün önü açılabilecektir .
İkibinli yıllara girerken Fas’ın Rabat kentinde ABD ve İsrail ikilisi aracılığı ile düzenlenen zirve toplantısı Büyük Orta Doğu Projesinin başlangıcı olmuştur . Bu zirveden sonra yirmi iki Müslüman ülkenin sınırlarının değişimi zorla gündeme getirilirken Irak ve Afganistan üzerinden direnen ülkelere dönük saldırı savaşları da başlatılmış ve bugün de gene bir başka bölge ülkesi olan Libya üzerinden sürdürülmüştür . Küresel ısınmayı izleyecek buzul çağı , yeni bir kavimler göçünü bu kez tarihsel çizginin tam tersi doğrultuda bu kez batıdan doğuya doğru gündeme getirecek ve batılılar yeni yurtları olarak kabül ettikleri Türkiye ve İran ile beraber diğer merkezi alan ülkelerine gelerek yerleşeceklerdir . Bir anlamda eski Osmanlı ülkelerini işgal edilirken bu ülkeler kendi halklarının elinden alınarak ,batılıların yeni yurtları olarak yeniden yapılandırılacaklardır . Batılıların Türkiye ve İran ‘a yeni ülkeleri olarak yerleşebilmeleri için öncelikle bu iki ülkenin devletlerinin tasfiye edilmesi gerekmektedir . Bunun için de bir Türk-İran savaşı batılı gizli servisler aracılığı ile kışkırtılmağa çalışılmaktadır . Eğer bu servisler başarılı olursa , iki büyük devlet ve iki seksen milyonluk halk karşı karşıya gelerek birbirlerini yok etmek için on yıl süre ile savacaklar ve nükleer silahlar kullanılarak bu kadar büyük nüfusun yarası temizlenecektir . Ondan sonraki aşamada batılılar daha rahat bir biçimde bölgeye gelerek birbirini yıkmış olan Türkiye ve İran devletlerinin boşaltılmış ülkelerine kolaylıkla yerleşebileceklerdir . Seksen milyonluk İran nüfusunun yarısından fazlasının ,yüzde atmışının Türk asıllı olması nedeniyle bir anlamda iki Türk ülkesi savaşacak ve iki akraba halk birbirini yok edecek ,on yıllık uzun savaş sonrasında devletleri yıkılacağı için , bölgeye gelecek batılı güçler iki ülkenin Türk asıllı halklarını yeniden Orta Asya bölgesi ve Kuzey Asya steplerine geri göndererek , bir anlamda yeni Bizans imparatorluğunu bir hırıstıyan devleti olarak bin yıl önce olduğu gibi Türk ve Müslüman toprakları üzerinde kurmuş olacaklardır . Olaylar ve gelişmeler böylesine bir emperyal planın batı hegemonyasının sürdürülmesi amacıyla bölge ülkelerine dayatıldığını göstermektedir . Bu aşamada İran ve Türk devletlerini yönetenlere bir görev düşmektedir . Şimdi ,Türkler ve İranlılar ,diğer bölge ülkeleriyle işbirliği yaparak böylesine bir emperyal senaryoya alet olacak kadar geri zekalı ya da aptal olmadıklarını ispat etmek durumundadırlar . Tarihte yaşanmış olaylar bu açıdan önemli dersler verecek bilgileri günümüze yansıtmaktadır .
Not: Daha geniş bilgi için Doç. Dr. YAŞAR ONAY’ın, “Küresel ısınma ve batının yeni yurt arayışı isimli kitabına bakılabilir .
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Küreselleşme süreci içerisinde dünya düzeni bir yerlere doğru kayıp gitmekte ve ortaya eskisinden çok farklı bir yeni düzen çıkmaktadır ., Daha doğrusu küresel sermaye kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir dünya düzeni yaratmağa çalışırken , küreselleşme olgusunu dünya halklarının gözünü boyamak ve dikkatleri başka yerlere çekerek ,finans kapitalin emperyal plan ve programlarını dünya devletleri ve halk kitlelerinin tepkisi olmadan gerçekleştirme çabası içerisine girmektedir . Bir avuç azınlığın üstün ırk olma tutkusu ile beraber küresel zenginlikleri kendi tekellerine alma arzuları bir araya gelince ,küresel emperyalizm yeryüzünü kendi çiftliğine çevirme doğrultusunda katı ve acımasız adımlarını atabilmekte ve hiçbir şeyden çekinmeden ve insanlığın büyük çoğunluğuna sormadan her türlü girişimi gündeme getirmekten çekinmemektedir . Bu yüzden bütün devletlerin ve dünya halklarının geleceği ciddi tehditler ve tehlikeler ile karşı karşıya kalmaktadır . Bugünün dünyasında hiçbir devlet geleceğinden emin olamadığı gibi hiçbir ulus ya da toplum kısa ya da uzun dönemli gelecekte önünü görememektedir .Geleceğin belirsiz olması hem insanları hem toplumları hem de devletleri ciddi bir yarın kuşkusu ile baş başa bırakmaktadır . Çok hızlı gelişen olaylar insanların başını döndürürken , hangi olayın kendiliğinden geliştiği ya da hangi olayın yapay gündemler sonucunda büyük güçler tarafından ortaya çıkarılarak bu yoldan bazı devletlere ve halk kitlelerine ne gibi senaryoların dayatıldığı açık olarak anlaşılamamaktadır . Dünyayı yönetin büyük güçlerin kendilerini merkeze koyarak geliştirmiş oldukları senaryolar , küresel sermayenin güdümündeki medya ve basın organları aracılığı ile uygulama alanına getirilmekte ve bir anda oldu bittiler yaratılarak , evrensel düzen bir yerlere doğru iteklenmektedir . Bütün gelişmelerin arkasında güç merkezleri yer almakta ve bu merkezler kendi çıkarları doğrultusunda değişim sürecini izleyerek ,kendi çıkarları doğrultusundaki yeni hegemonya düzenleri doğrultusunda var olan yapıları zorla dönüşüme doğru yönlendirmektedirler .
Dünyayı yöneten büyük güçlerin sahip oldukları akıl düzeyi ve bilgi birikimi , yer küreyi gelecekte bekleyen her türlü tehdidi önceden izlemek ve gerekli olan önlemleri anında almayı gerektirmektedir. İnsanlığın üzerinde yaşamakta olduğu yerküre dışarıdan bakıldığında uzayda bulunan diğer gezegenler gibi yapılanmaya sahip olduğu anlaşılmaktadır . Bu doğrultuda astronomi biliminin getirdiği veriler doğrultusunda , diğer gezegenler gibi her türlü atmosfer olayı ve uzaysal gelişmeler bütün gezegenleri olduğu gibi bizim dünyamızı da bir gezegen olarak doğrudan etkilemektedir . Uzaydan gelen taşlar ya da büyük kütleler nasıl bütün gezegenlere çarpıyorsa aynı biçimde yer küreyi de tehdit etmektedirler .Benzeri biçimde uzaydan gelen sıcak ya da soğukluk dalgaları da tüm gezegenler ile beraber dünyayı da çok büyük tehditler ile karşı karşıya bırakmaktadır . Güneş sistemi içinde yer alan bir gezegen olarak yeryüzü güneşin merkezinde yer aldığı bir çevre içerisinde normal dönüş rotasını tamamlamaktadır . Güneşin zaman içerisinde çok fazla ısınması ya da belirli bir süre içerisinde tamamen aksi bir çizgide soğuması bütün güneş sistemi ile beraber dünyayı da etkisi altına almakta ve yer kürenin eskisinden tamamen farklı bir yapılanmaya sürüklenmesine neden olmaktadır . Güneşte bazen ortaya çıkan patlamalar tüm sistemin dengelerini sarstığı gibi dünyanın içinde bulunduğu atmosferi de çok ciddi boyutlarda etkileyerek var olan doğal sistemi bazen bütünüyle değiştirebilmektedir . İnsanlığın üzerinde yaşadığı bugünkü yeryüzünün geçmişe dönük astronomik ya da jeolojik tarihçesine bakıldığı zaman ,birbiri ile tamamen ters doğrultularda gündeme gelen farklı yapılanmalar ya da çeşitli oluşumlara dünyanın sahne olabildiği anlaşılmaktadır . Buzul çağlarını magma dönemlerinin , yanardağların faal olduğu dönemleri ise son derece soğuk kaskatı oluşumların izlediği yeryüzünün jeolojik tarihi ve haritası içerisinde ortaya çıkmaktadır .
Yirmi birinci yüzyılın içine giren dünya yirmi ikinci yüzyıla doğru yol alırken , geçmişte örnekleri görüldüğü gibi bir küresel ısınma dönemine girmektedir . Özellikle yirminci yüzyılda dünya nüfusunun fazlasıyla artması ve sanayileşmenin hızlı bir çizgide doğal yapıyı ve çevreyi kirletmesi üzerine atmosferdeki karbon gazları fazlasıyla artmış ve bu durumda ciddi bir küresel ısınma tehdidini insanlığın önüne çıkarmıştır .Atmosferi çevreleyen ozon gazı tabakasının her geçen gün incelmesi ve azalan bölgelerde delinerek güneş ışınlarının doğrudan doğruya yeryüzüne geçişine izin vermesi nedeniyle son yıllarda artan oranlarda cilt kanseri hastalığı yeryüzünün her kıtasında insanlığı tehdit etmeğe başlamıştır . İkibinli yıllara girerken doğal çevre ile ilgili bilim adamları hazırladıkları çevre raporları ile on yıllık zaman dilimi içerisinde yerkürenin her kıtasında çevre felaketleri ile karşılaşılacağını ,sanayileşmenin getirdiği atık gazların atmosfere yaydığı karbon dioksit miktarının artışı ile beraber atmosferin ısınacağını ve bu aşamadan sonra da birbiri ardı sıra çevre felaketlerinin ortaya çıkacağını dile getirmişlerdir . Başta ABD olmak üzere Rusya ve batının diğer sanayileşmiş ülkelerinin atık gaz miktarını sınırlamamaları ve özellikle bu doğrultuda insanlığın ortak vicdanının gündeme getirmiş olduğu Kyoto protokolunun imzalanmamış olmaları yüzünden küresel ısınma önlenememiş ve atmosferde her geçen gün artan karbon gazlarının miktarı yükseldikçe ,yer yüzü çok ciddi doğal afetlerle karşılaşmak zorunda kalmıştır . Önceden tahmin edilebilen bu gibi olumsuz gelişmeler ile ilgili önleyici tedbirler alınabilecekken ,ABD’nin inadı ve onu izleyen batılı sanayi ülkelerinin vurdumduymaz tutumları insanlığı küresel ısınma üzerinden büyük doğal afetler ile karşı karşıya getirmiştir . Büyük fabrikaların atık gazları süzen tesisleri yapmaması ve bu gibi önleyici sistemlerin fazlasıyla pahalı olması yüzünden sanayi tesisleri karbon dioksit çıkarmağa devam etmiş ve bunun sonucunda da atmosferdeki ısınma daha üst noktalara gelerek insanlığı açıktan tehdit etmeğe başlamıştır . Yüzyıllardır devam edip gelen yeryüzünün normal iklim yapısı ve doğal çevre düzeni bir anda alt üst olabilmiş ve beklenmeyen doğal gelişmeler ve afetler ile insanlığın yaşamı giderek daha büyük tehlikeler ile yüz yüze kalmıştır .Özellikle son yıllarda değişen iklim nedeniyle beklenmeyen büyük fırtınalar ,seller ,tsunamiler ve depremler büyük afetlere yol açtığı gibi bu gibi olumsuz gelişmeler üzerinden de oldukça büyük miktarda can kaybına da yol açmıştır .
Küresel ısınma atmosferde oksijen miktarını azalttığı gibi ozon kaybına da yol açmış ,ortaya çıkan ozon tabakası deliklerinden sızan güneş ışınları insanlar kadar diğer bütün canlıları ve doğal çevreyi de yakacak derecede ısınma tehdidi ile baş başa bırakmıştır . Yaz aylarında doğrudan güneş ışınlarının getirdiği cilt kanseri tehlikesi yüzünden insanlar plajlara gidemez bir duruma gelirken ,havada giderek artan karbon gazlarının yarattığı fazla ısı üzerinden de buzlar erimeğe başlamış ve soğuk bölgelerde sıcaklık birkaç derece artarak küresel ısınmanın göstergesi durumuna gelmişlerdir . Özellikle dünyanın kuzey kutbunda yer alan büyük buz dağlarının kısa zamanda erimesi üzerine ,yer yüzünün en büyük adası olan Grönland buzul yapısından çıkarak üzerinde yaşanabilecek yemyeşil bir cennete dönüşmüştür . Grönland ile beraber bütün kuzey kutbu yirmi yıllık bir geçiş süreci içerisinde erimeğe sürüklenirken , kuzey kutbunun buzulları altındaki kara parçaları ve madenler ile yer altı zenginliği olan enerji kaynakları ortaya çıkmıştır . Yüzyılı aşkın bir ssssssszaman dilimi içerisinde kullanılan petrol ve diğer fosil yakıtlarının belirli bölgelerde tükenmesi üzerine gfündeme gelen kuzey buz denizi kaynaklarının kullanılabilmesi ve bu bölgede bulunan önemli enerji ve maden yataklarının batı emperyalizminin hegemonya düzeni altında insanlığın ortak kullanımına tahsis edilebilmesi için ,kuzey kutbunda yeni bir düzenlemenin yapılması zorunlu görünüyor ve bu doğrultuda da kuzey denizindeki buzulların erimesi gerekiyordu . İşte dünyanın süper gücü olan Amerika Birleşik Devletlerinin böylesine bir sonucu sağlayabilmek için uzun süre Kyoto protokolunu imzalamayarak , sanayi tesislerinin atık gazlar ve kabon dioksit salınımına devam etmelerini teşvik ettiği ve bu doğrultuda olumsuz tavır takınarak kuzey kutbu buzullarının erimesinin önünü açtığı ileri sürülmektedir . Atık gaz salınımı sürdürülerek ,karbon gazlarının artışının önü açık tutularak , atmosferdeki ısınmanın sağlandığı ve bu yoldan da doğal çevrenin de ciddi bir küresel ısınma olgusu ile karşı karşıya getirildiği anlaşılmaktadır .
Atmosferdeki atık gaz oranının yükselmesinin bütün dünyayı önce küresel ısınma tehdidi ile karşı karşıya bırakacağı daha sonraki aşamada ise bu durumun tamamen tersi bir doğrultuda küresel yarıküreyi ciddi anlamda buzul çağı ile karşı karşıya getireceği ,bilim adamları tarafından hazırlanan inceleme raporlarında açıkca ortaya konulmaktadır . Buradaki kilit olay okyanusların altında akıp giden büyük sıcak su dalgalarıdır . Normal koşullarda okyanusların altında akıp giderek , yer kürenin buzul çağına sürüklenmesini önleyen bu sıcak su akıntılarının kısa bir zaman dilimi içerisinde ,kuzey kutbunda eriyen buzların soğuk sularının okyanuslara karışması üzerine sıcak su akıntılarının soğuma nedeniyle ortadan kalkacağı öne sürülmektedir . Gulf stream denilen sıcak su akıntıları özellikle Atlas okyanusunun iklimi üzerinde doğrudan etkili olmakta ve Kuzey Amerika ile beraber Avrupa kıtasının insanlar ve diğer canlılar açısından yaşanabilir bir doğal yapıya sahip olmasını sağlamaktadır . İlk çağlarda görülen buzul dönemlerinden Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarını uzak tutan doğal gelişim Gulf stream denilen sıcak su akıntıları olmuştur . Kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye akıp giden bu sıcak su dalgaları Avrupa ve Kuzey Amerika’yı yaşanabilir alanlara dönüştürürken , bugünkü batı uygarlığının ve blokunun merkez ülkeleri konumuna bu bölgeleri getirmiştir . Günümüzde bütün dünya ülkelerini tehdit eden batı emperyalizminin merkezi olarak Kuzey Amerika ve Avrupa kıtaları ayrı ayrı üçyüzer milyonluk nüfusları barındırmaktadırlar .Avrupa kıtası ile Amerika Birleyşik Devletleri ve Kanada az çok birbirine yakın bir çizgide üçeryüz milyonluk nüfuslara yaşam alanları olurken ,okyanusların altından giden sıcak su akıntıları sayesinde Kuzey kutbununun soğukluğunu dengeleyebilmektedirler . Okyanus altı sıcak sular , kutuplardan gelen buzları ve soğuk havaları dengeleyerek ,bu bölgelerin eskisi gibi buzul çağına kaymasını önlemektedir . Ne var ki , artan karbon dioksit gazları ile yükselen küresel ısınma yüzünden kuzey kutbunun buzlarının erimesi üzerine ,okyanusların dip dalgalarındaki sıcak akıntıları zaman içerisinde zayıflamıştır . Önümüzdeki dönemde küresel ısınmanın artışı ile beraber buzların erimesi de devam edeceği için , bütünüyle okyanus altı sıcak su akıntılarının kesilmesi gündeme gelebilecek ve bu nedenle de Kuzey Amerika ile Avrupa kıtalarındaki doğal yaşam bütünüyle ortadan kalkabilecektir . Bu gibi bir olumsuz durumun sonraki aşaması yeniden buzul çağına geri dönülmesi olacaktır . Tarih öncesi dönemlerde yaşanan buzul çağlarında bütün canlılar gibi insanların da doğal çevrede yaşayamaz bir duruma gelmesi gibi ,bugünün ABD,Kanada ve Avrupa ülkelerinin insanları kendi vatanlarında yaşayamaz bir duruma gelebilecekler , ve küresel ısınmanın sıcak su akıntalırını kaldırmasıyla beraber oraya çıkan buzul çağının esirleri konumuna sürüklenerek geçmişten bu yana batı dünyasında yaşadıkları ülkelerini terk etmek zorunda kalabileceklerdir . İnsanlık açısından gündeme gelebilecek böylesine bir olumsuz gelişme bütün dünya düzenini alt üst edebileceği gibi , batı dünyasını temsil eden batılı ulusları ve toplulukları toplu bir halde göç etmeğe zorlayacaktır . Bugün altıyüz milyonu bulan gelecekte bir milyara yaklaşacak olan batı dünyasının nüfusunun topluca yaşadıkları Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarını terk ederek başka ülkelere ya da kıtalara zorunlu bir göçe yönelmesini ,yeni dönemin buzul çağının zorlayacağı anlaşılmaktadır .
Batılı ülkelerin bilim merkezlerinin hazırladığı raporlara göre az çok kesinleşen bu olumsuz durum , bütünüyle batı dünyasına bir göç dalgası getirmekte ve kısa zaman sonra küresel ısınmanın sıcak su akıntılarını kaldırmasıyla ortaya çıkacak yeni buzul çağının batı dünyasına yeni bir ylurt aramak zorunluluğu getirdiği anlaşılmaktadır . Bu durumun farkına varan batılı merkezler ,yaptıkları araştırmalar sonucunda batı uygarlığını temsil eden batılı uluslara ve devletlere yeni bir yaşam alanı ve yurt olarak dünyanın merkezi coğrafyasını öne çıkarmaktadır . Eski Osmanlı İmparatorluğunun yayılma alanı içerisinde ye alan Türkiye,İran ,Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgeleri , dünyanın merkezi coğrafyası olarak öne çıkarken , yüzyıllarca bütün dünyayı batılı ülkelerden yönetmiş olan batılı devletlerinde kendilerine yeni yaşam alanı ve hinterlandı olarak eski Osmanlı topraklarını gördüğü anlaşılmaktadır . Fas’tan Endonezya’ya ve Moğalistan’a kadar yayılan geniş merkezi coğrafyada batılı ülkeler kendileri için yeni yaşam alanları keşfeden batılı devletler ,böylesine geniş bir alana yayılarak yaşayabilme doğrultusunda Türkiye ve İran gibi bu geniş alanın iki büyük merkezi ülkesini kendileri için hedef ülke konumuna oturttukları iyice belli olmaktadır . Afganistan ve Irak savaşları sayesinde ABD öncülüğünde Nato koalisyon ordularına katılan batılı ülkeler yavaş yavaş merkezi coğrafyanın çeşitli bölgelerinde geleceğe dönük yerleşme ve yaşam düzeni kurabilme hedefleri doğrultusunda arayışlara girişmektedirler . Bu süreç içerisinde merkezi alan ülkeleri ya batılıların gelişini kabül ederek kendi ülkelerinde ikinci sınıf insan konumunda onların kölesi ya da uydusu olacak bir yaşam düzenine razı olacaklar ya da bu duruma şiddetle karşı çıkarak direneceklerdi .Batının emperyal ülkeleri ABD’nin öncülüğünde yeni yaşam alanları olan merkezi coğrafyaya yönelirlerken ,her türlü emperyal işgal ve hegemonya senaryosunu hazırlayarak,psikolojik savaş ya da ekonomik üstünlük planları üzerinden bunları uygulama alanına aktarmağa çalışmışlardır . Kendilerine kesin olarak bağımlı siyasal kadrolar ile küresel sermaye aracılığı ile yönlendirdikleri medya ve basın organları aracılığı ile batıdan doğuya yönelen yeni haçlı saldırısını geleceğe dönük kalıcı yerleşim planları doğrultusunda bölge ülkelerine dışarıdan zorla dayatmağa başlamışlardır . Terör ve saldırı savaşları ile desteklenen ,merkezi coğrafyada düzeni değiştirme girişimleri , Irak savaşı sonrasında ABD’nin bölgeye bir daha çıkmamak üzere yerleşmesiyle beraber ,batının yeni yurt arayışının merkezi bölge üzerinden tamamlanmağa çalışıldığını göstermektedir . Küresel ısınmanın getirdiği yeni buzul çağı tehlikesine karşı batı uygarlığının dünyanın merkezine taşınması projesi , İsrail’in kurulması ve ABD’nin askeri olarak merkeze gelmesiyle başlamış , Irak ve Afganistan savaşları ile devam etmiştir . Günümüzde yaşanmakta olan Libya saldırısı ve savaşı da batının yeni yurdu olarak belirlediği eski Osmanlı ülkelerine ya merkezi coğrafyaya yerleşim planının yeni bir aşaması olarak öne çıkmaktadır .
Irak ve Afganistan sonrasında Libya’nın büyük bir saldıraya maruz kalması , yarın ya da erken bir gelecekte de benzeri bir durumun Suriye,İran,Arabistan,Mısır,Türkiye,Cezayir,Endonezya ya da Orta Asya ülkeleri gibi merkezi ülkelerde gündeme gelmesi insanlık açısından hiçte şaşırtıcı olmayacaktır , çünkü yirminci yüzyılın başlarında yaşanan ki büyük dünya savaşı sonrasında batılı ülkelerin merkezi coğrafyaya yönelmeleriyle başlayan batıdan doğuya göç ya da yerleşim girişimlerinin benzeri bir biçimde devam edeceğini göstermektedir . Küresel ısınma kuzey kutbunun buzlarını eritirken ,eriyen suların okyanuslara akması ve bunun sonucunda okyanusların giderek yükselmesiyle beraber hem su baskınları hem de büyük okyanus dalgalanmaları ile Tsunamiler ada ülkelerini ve kıyı devletlerini çok ciddi olarak doğal afetler ile tehdit etmektedir . Suların yükselmesiyle önce Maldiv adaları yok olacak daha sonraki aşamada ise bütün basık adalar suların altında kalacaktır .Ayrıca kıyılarda yer alan Hollanda gibi basık ülkeler ile Londra , New York ve New Orleans gibi kentlerinde su dalgaları altında yok olacakları bilim adamları tarafından dile getirilmektedir . Bir anlamda batı hegemonyasının iki büyük merkezi olan Londra ve New York’un sular altında kalması , batının yeni yurt arayışını zorunlu kılmakta ve batı emperyalizminin merkeze doğru yönlendirdiği operasyonları her geçen gün daha artırmaktadır . Birkaç derecelik ısınma bir çok ada ile beraber kıyı kentlerinin sular altında kalmasına giden yolu açabilecektir .Küresel ısınmanın devamı önlenemezse sıra güney kutbuna gelecek bu kıtadaki buzullar eriyerek okyanuslara karışacak ve okyanusların daha da yükselmelerini sağlayarak kıyı ülkelerde yaşamı giderek olumsuz etkileyecektir .Bu sürecin devamı sayesinde belirli bir süre sonra kıyı ülkeler bütünüyle yaşanmaz bir duruma gelebilecektir . Önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde hem kuzey hem de güney kutbunun buzullarının erimesi beklenmekte ve bu doğrultuda ada ülkelerinin giderek yaşanamaz bir duruma gelebileceği öne sürülmektedir . İklim değişikliğinde dönüşü olmayan bir yola sürüklenen dünyayı önümüzdeki dönemde çok büyük doğal olayların ve afetlerin beklediği son yıllarda birbiri ardı sıra yaşanan büyük afetler görüldükten sonra artık gün gibi aşikardır . Küresel ısınmanın buzul çağını ve batıya yeni bir göç dalgasını getireceğini iyi bilen ABD’nin buna rağmen Kyoto protokolunu imzalamama konusunda inadını sürdürmesi ve kuzey kutbunun doğal gaz,petrol ve maden yataklarının erişilebilir bir konuma gelebilmesi yüzünden ABD tarafından kasıtlı olarak bu tutumun sürdürüldüğüne dair bazı olumsuz yorumlar bile konu ile ilgili bilimsel araştırma raporlarında dile getirilebilmektedir . Başta Pentagon olmak üzere bir çok batılı araştırma merkezinin hazırladığı raporlarda birbirinin benzeri sonuçlara ulaşılması üzerine ,ada ülkeleri ile kıyı devletleri kendileri için yeni yurtlar aramağa başlamışlardır .
Londra , New York ,Lahey ve Amsterdam gibi dünyayı batı emperyal sistemi adına yüzyıllarca yönetmiş olan büyük kentlerin bile belirli bir aşamadan sonra sular altında kalacak olması ,başta ABD ve İngiltere’yi eski batı sömürgeciliğine geri dönmelerine neden olmuş ve bu doğrultuda eski batı sömürglerine başta ABD olmak üzere İngiltere ve Fransa yeniden girmeğe başlamışlardır . Yüzyıllarca batılı sömürge imparatorluklarının sahillerde kıyı kentleri üzerinden dünya ticaretini yönlendiren Yahudilerin iki bin yıl sonra yeniden merkezi coğrafyaya dönerek kendileri için kutsal ilan ettikleri Filistin topraklarında İsrail devletini kurması ,batının yeni yurt arayışı döneminde merkezi coğrafyaya öncelikli olarak yönelmesinin ana nedeni olmuştur . Yahudilerin iki bin yıl sonra merkezi coğrafyaya geri dönüşü batının hırıstıyan ülkeleri açısından da örnek olmuş , İngiltere ve Fransa ‘dan sonra Almanyşa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi batılı devletler de doğuya yönelerek merkezi alanda kendileri için yeni yaşam alanları yaratmağa çalışmışlardır . Alman diktatörü Hitler’in yeni yaşam alanı anlamında lebensraum arayışını son yıllarda Bush Amerika’sı da izlemiş ve hem Afganistan’a hem de Irak’a saldırarak girmiştir .Küresel ısınmanın getireceği su baskınları ve buzul çağı batıyı doğuya kaldırırken , merkezi alanı batılı ülkelerin yeni yaşam alanları ya da ülkeleri olarak gündeme getirmektedir . Adalar ve kıyılar sular altında kalırken , on ya on beş derecelik ısı düşüşleri de insanların merkezi coğrafyadaki sıcak bölgelere kaçışını hızlandıracaktır . Kurak ülkelerde su savaşlarının çıkmasıyla yeryüzü karışacak ve merkezi ülkelere yönelecek batı güçü de ,gene beraberinde eski ve yeni nüfuslar arasında sıcak çatışmalara ve yaşam alanı savaşlarına neden olacaktır . Batı emperyalizmi ,gelecekteki bu gibi karışıklıkları önlemek üzere halen var olan devlet düzenlerini bozarak bunları devlet olmaktan çıkartmağa çalışmakta ve parçalayarak daha küçük siyasal yapılar biçiminde küresel sermaye üzerinden bütün bölgeleri kontrolu altına almağa çaba göstermektedir . Dünya ülkeleri parçalanarak dağıtılırken , batı hegemonyası da küresel sermayenin merkezinde yer aldığı bir dünya devletine dönüşmeğe çaba göstermektedir . Bu doğrultuda ,artık ana hedef eski Osmanlı topraklarından oluşan merkezi alan ülkelerini ele geçirmektir . Bu doğrultuda Büyük Orta Doğu Projesi adı altında bir emperyal plan açıktlanmakta ama aslında yüzyıl öncesinden gelen Büyük İsrail Projesi gibi emperyal ve siyonist bir yeni yapılanma projesinin önü açılarak ,eski Osmanlı hinterlandı içinde yer alan bütün devletlerin geleceği ciddi bir emperyal saldırının tehdidine maruz bırakılmaktadır .
Yeni buzul çağında yaşanma duruma gelecek olan Kuzey Amerika ve Avrupa halklarının neden merkezi coğrafyayı tercih etmesinin arkasında ,dünyanın diğer bölgelerinin daha kötü koşullara sahip bulunması gibi bir gerekçe bulunmaktadır . Afrika kıtasının iklim koşullarının çok sıcak ağır olması , kuzeyde yer alan Rusya bölgesinin ise tersine çok soğuk olması ,Çin’in fazla nüfusunun bulunması , Hindistan’ın içinde çıkılmaz bir bölge özelliğine sahip bulunması ,ada ve kıyı ülkelerinin okyanuslardaki yükselme nedeniyle tehdit altında bulunması gibi nedenler dikkate alındığında en emin yer olarak eski Osmanlı topraklarının uzanıp gittiği merkezi alan öne çıkmaktadır . Bu doğrultuda Yahudiler iki bin yıl sonra dönerek Büyük İsrail adı altında eski Osmanlı ülkelerine sahip olmağa çalışırken , ABD öncülüğündeki batı emperyalist bloku da aynı alanda Büyük Orta Doğu projesi adı altında geleceğe dönük yeni bir siyasal yapılanmanın ardında koşmaktadır . Dünyaya demokrasiyi götürmek görünümü altında bütün dünya ülkelerine saldırmayı ve denetim altına almayı prensip olarak hedefleyen Amerikan emperyalizmi hedef tahtasının tam ortasına da Türkiye’yi ve onun sınır komşusu olan İran’ı oturtmuştur . Böylece küresel ısınma ve buzul çağında batı hegemonyasının ana merkezi ve batılı halkların yeni yurdu olarak Türkiye ve İran’dan oluşan merkezi coğrafya gündeme gelmiştir . Önümüzdeki dönemde Türkiye ve İran gibi iki büyük merkezi ülkeye kolaylıkla batılıların yerleşiminin sağlanabilmesi amacıyla, öncelikli olarak bu iki ülke üzerinde kurulu bulunan devletlerin birbiriyle savaştırılması projesi batı emperyalizmi ve İsrail siyonizmi aracılığı ile öncelikli bir biçimde uygulamaya konulmağa çalışılmaktadır . Büyük Orta Doğu Projesinin uygulamaya konulmasından sonra İsrail için en büyük Arap tehdidi olan Irak devletinin ortadan kaldırılmasına öncelik verilmiş ama Irak savaşı sonrasında Orta doğu’da meydana gelen otorite boşluğu alanında Şii rejimi ile İran’ın bölgedeki Şii nüfus ağırlığına sahip olma aşamasına gelmesiyle beraber İran’a yönelik savaş senaryoları çeşitli yalanlar ve sahte bilgiler aracılığı ile kamuoyuna getirilerek bölgede bir İran savaşı çıkartılmak istenmiş ve bu doğrultuda Türk devleti ile ordusu da İran’a karşı kullanılmak istenmiştir . Bir anlamda Orta Doğu Şii nüfusunun merkezi devleti olan İran Sünni Müslümanların çoğunlukta bulunduğu Türk devletinin gücü ile yıkılmağa çalışılmış ve bu doğrultuda yıkılan Irak üzerinden bölgede bir Şii-Sünni çatışması çıkartılmağa çalışılmıştır . Ne var ki , Türk ordusu ve silahlı kuvvetleri bu oyuna alet olmamak üzere haksız Irak savaşına karışmamıştır . Ne var ki , şimdi merkezi coğrafyaya yerleşmek isteyen batılı güçler , ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi aynı oyunu bu kez İran üzerinden oynamağa çalışarak kendi emperyal senaryolarına yine Türkiye’yi alet etmeğe çalışmaktadırlar . Bu doğrultuda Kuzey Irak’ta İsrail destekli oluşturulan kukla devlet üzerinden bir etnik terör dalgası bölgeye yayılarak İran ve Türkiye devletleri birbirlerine karşı savaşmak üzere kışkırtılmaktadırlar .
Irak savaşı bahanesi ile Irak’a giren ABD bir daha çıkmamak üzere bu ülkeye yerleşmiştir . ABD Kuzey Irak’da dünyanın en büyük hava alanını yaparken , Irak’lı Yahudiler ve Amerikan askerleri için yeni yerleşim yerleri inşa ederken ABD hiç çıkmayacakmış gibi davranarak kalıcı yerleşimin örneklerini Irak toprakları üzerinde inşa etmiştir . Ayrıca ,bölge ülkelerinin hemen hemen hepsinde askeri üsler kurarak bu merkezler üzerinden girdiği bütün bölge ülkelerini askeri denetim altına almıştır . Irak ile başlayan süreç içinde bölgedeki bütün eski Osmanlı ülkeleri ABD emperyalizminin yeni yerleşim alanları olarak ele geçirilmiş ve işbaşındaki rejimler ,ya kukla yönetimlere dönüştürülmüş ya da yeni işbirlikçi yönetimler kukla siyasetçiler aracılığı ile işbaşına getirilmiştir . Son aşamada batılı gizli servisler aracılığı ile gündeme getirilen Arap ayaklanmaları böylesine bir yeni yapılanma için hem gerekçe olmuş hem de elverişli ortam yaratmıştır . Enerji ve maden yataklarının batı emperyalizminin eline geçmesi doğrultusunda merkezi alan ülkelerine gelerek yerleşmeye hazırlanan batı dünyasının halkları kendi ülkelerinin emperyal projelerine hem sahip çıkmakta hem de bizzat uygulamaya geçişine aracılık yapmaktadırlar . Batılı gizli servislerin kendi kontrolları altında kurmuş oldukları terör ve mafya örgütleri merkezi coğrafyada sürekli olarak olay çıkararak , bölge güvenliği ve dünya barışı adına batılı emperyal güçlerine merkezi ülkelere gelerek hem müdahale etmelerine hem de geleceğe dönük olarak kalıcı bir biçimde yerleşmelerine yardımcı olmaktadırlar .Irak’ın bertaraf edilmesiyle en büyük Arap tehdidi ortadan kaldırılmıştır . Şimdi en büyük Şii tehdidi olan İran’ın çökertilmesi için Suudi Arabistan ya da Türkiye üzerinden bölgede bir Sünni cephe yaratılmağa çalışılmaktadır . Eğer Türkiye’yi Suriye üzerinden kışkırtılacak Şii -Sünni çatışmasına bulaştırabilirlerse ,o zaman batının yeni yurtlarının devletleri olan Türk ve İran devletleri birbiriyle savaşa girecek ve her iki devlet en az on yıl sürecek uzun bir savaş sonrasında birbirini yıkarak ve yok ederek , kendi ülkelerine batılı halkların gelerek yerleşmelerinin önünü açacaklardır . İsrail ya da ABD üzerinden batı dünyasının merkezi coğrafyaya tam olarak egemen olabilmeleri için , kesinlikle Türk ve İran devletlerinin yıkılmaları gerekmektedir . Bunu da Kuzey Irak’taki etnik bölücü terör örgütü aracılığı ile yaratacakları için sonunda batının yeni yurtları olarak planladığı Türkiye ve İran ülkelerinin üzerindeki devlet yapıları yıkılarak ,bu merkezi ülkelere batı göçünün önü açılabilecektir .
İkibinli yıllara girerken Fas’ın Rabat kentinde ABD ve İsrail ikilisi aracılığı ile düzenlenen zirve toplantısı Büyük Orta Doğu Projesinin başlangıcı olmuştur . Bu zirveden sonra yirmi iki Müslüman ülkenin sınırlarının değişimi zorla gündeme getirilirken Irak ve Afganistan üzerinden direnen ülkelere dönük saldırı savaşları da başlatılmış ve bugün de gene bir başka bölge ülkesi olan Libya üzerinden sürdürülmüştür . Küresel ısınmayı izleyecek buzul çağı , yeni bir kavimler göçünü bu kez tarihsel çizginin tam tersi doğrultuda bu kez batıdan doğuya doğru gündeme getirecek ve batılılar yeni yurtları olarak kabül ettikleri Türkiye ve İran ile beraber diğer merkezi alan ülkelerine gelerek yerleşeceklerdir . Bir anlamda eski Osmanlı ülkelerini işgal edilirken bu ülkeler kendi halklarının elinden alınarak ,batılıların yeni yurtları olarak yeniden yapılandırılacaklardır . Batılıların Türkiye ve İran ‘a yeni ülkeleri olarak yerleşebilmeleri için öncelikle bu iki ülkenin devletlerinin tasfiye edilmesi gerekmektedir . Bunun için de bir Türk-İran savaşı batılı gizli servisler aracılığı ile kışkırtılmağa çalışılmaktadır . Eğer bu servisler başarılı olursa , iki büyük devlet ve iki seksen milyonluk halk karşı karşıya gelerek birbirlerini yok etmek için on yıl süre ile savacaklar ve nükleer silahlar kullanılarak bu kadar büyük nüfusun yarası temizlenecektir . Ondan sonraki aşamada batılılar daha rahat bir biçimde bölgeye gelerek birbirini yıkmış olan Türkiye ve İran devletlerinin boşaltılmış ülkelerine kolaylıkla yerleşebileceklerdir . Seksen milyonluk İran nüfusunun yarısından fazlasının ,yüzde atmışının Türk asıllı olması nedeniyle bir anlamda iki Türk ülkesi savaşacak ve iki akraba halk birbirini yok edecek ,on yıllık uzun savaş sonrasında devletleri yıkılacağı için , bölgeye gelecek batılı güçler iki ülkenin Türk asıllı halklarını yeniden Orta Asya bölgesi ve Kuzey Asya steplerine geri göndererek , bir anlamda yeni Bizans imparatorluğunu bir hırıstıyan devleti olarak bin yıl önce olduğu gibi Türk ve Müslüman toprakları üzerinde kurmuş olacaklardır . Olaylar ve gelişmeler böylesine bir emperyal planın batı hegemonyasının sürdürülmesi amacıyla bölge ülkelerine dayatıldığını göstermektedir . Bu aşamada İran ve Türk devletlerini yönetenlere bir görev düşmektedir . Şimdi ,Türkler ve İranlılar ,diğer bölge ülkeleriyle işbirliği yaparak böylesine bir emperyal senaryoya alet olacak kadar geri zekalı ya da aptal olmadıklarını ispat etmek durumundadırlar . Tarihte yaşanmış olaylar bu açıdan önemli dersler verecek bilgileri günümüze yansıtmaktadır .
Not: Daha geniş bilgi için Doç. Dr. YAŞAR ONAY’ın, “Küresel ısınma ve batının yeni yurt arayışı isimli kitabına bakılabilir .
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder